ÇEVRE KORUMA

ÇEVRE NEDİR?

Çevre; insanların ve diğer canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları fiziki, biyolojik, sosyal, ekonomik ve kültürel ortamdır. Bir başka ifade ile çevre, bir organizmanın var olduğu ortam yada şartlardır ve yeryüzünde ilk canlı ile birlikte var olmuştur. Sağlıklı bir yaşamın sürdürülmesi ancak sağlıklı bir çevre ile mümkündür. Bir ilişkiler sistemi olan çevrenin bozulması ve çevre sorunlarının ortaya çıkması, genellikle insan kaynaklı etkenlerin doğal dengeleri bozmasıyla başlamıştır. İnsan yaşamı çeşitli dengeler üzerine kurulmuştur. İnsanın çevresiyle oluşturduğu doğal dengeyi meydana getiren zincirin halkalarında meydana gelen kopmalar, zincirin tümünü etkileyip, bu dengenin bozulmasına sebep olmakta ve çevre sorunlarını oluşturmaktadır. 

İnsanların çevre açısından karşı karşıya kaldığı başlıca problemler şöyle özetlenebilir:

  1. Hava, su ve topraklarımızın her geçen gün artan oranlarda kirlenmesi ve önemli bir kısmının kullanılamaz hale gelmesi,
  2. Özellikle Büyükşehir ve sanayi bölgelerinin çevre kirliliği sebebiyle yaşanamaz hale gelmesi,
  3. Ozon tabakasının delinmesi,
  4. Yerkürenin giderek ısınması,
  5. Kanser ve benzeri hastalıkların artması,
  6. Doğal kaynakların hızla tüketilmesi..

ÇEVRE EĞİTİMİ

 

Toplumun tüm kesimlerini çevre konusunda bilgilendirmek, bilinçlendirmek, olumlu ve kalıcı davranış değişiklikleri kazandırmak ve sorunların çözümünde fertlerin aktif katılımlarını sağlamak çevre eğitiminin temel hedefidir.

 Çevre ile ilgili konularda aktif katılım sağlayacak, olumsuzluklara karşı tepki oluşturacak, bireysel çıkarların toplumsal çıkarlardan ayrı düşünülemeyeceği gerçeğini kavratacak bir eğitim yöntemi uygulanmalıdır.

 Çevre eğitimi yalnız bilgi vermek ve sorumluluk hissi oluşturmakla kalmamalı, insan davranışını da etkilemelidir. Bunun için eğitim çalışmalarında işitsel ve görsel materyaller ile uygulamaya ağırlık verilmelidir.

Çevrenin korunması, geliştirilmesi ve iyileştirilmesi konularında gösterilen çabaların amacı, insanların daha sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşamalarının sağlanmasıdır. Bunu sağlayacak olan da insanın kendisidir. Çünkü çevreye zarar veren de, çevreyi koruyan ve geliştiren de insandır. Günümüzde çevre bilinci sağlıklı bir çevrede yaşamayı, temel insan haklarından biri olarak kabul etmektedir. Bu ise ancak kaliteli bir eğitimle mümkündür.

 İnsan ve çevre arasındaki etkileşimin vazgeçilmez nitelikte oluşu, çevre kavramının günümüzde kazandığı boyutlar, çevrenin ulusal düzeyde olduğu kadar, uluslararası düzeyde de yeni yaklaşımlarla ele alınması gereğini ortaya çıkarmıştır.

 Anayasamızın 56. Maddesinde "Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip- tir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşın ödevidir" denilmektedir. Bu doğrultuda çevrenin korunması ve çevre kirliliğinin önlenmesi konusunda devlete ve vatandaşlara çeşitli görevler düşmektedir. Ülkemizde bugün ortaya çıkan sorunların ana nedenlerinden birisi. bilgi edinme ve bilinçlenmede karşılaşılan eksikliklerdir. Çevre bilincine sahip olmayan bir insan, yaşadığı dünyayı kendisinden sonra başkalarının da kullanacağını idrak edemez. Halbuki çevre, bize geçmişten kalan bir miras değil; korunması, geliştirilmesi ve gelecek nesillere en güzel şekilde devredilmesi gereken bir emanettir.

 Toplumumuzun büyük bir kısmında çevre bilincinin yeterince oluşmaması nedeniyledir ki çevre, ilgilenmeye değmeyen bir konu olarak algılanmaktadır. Çevre eğitiminin ana hedefi ise, yeni bir insan tipini, ahlak anlayışını ve tüketim bilincini topluma kazandırmak, ihtiyacı kadar tüketen, gelecek nesillere karşı sorumluluk hisseden, çevre sorunlarına karşı duyarlı ve bilinçli bir insan modeli yetiştirmektir.


HAVA KİRLİLİĞİ NEDİR?

Hava kirliliği; canlıların sağlığını olumsuz yönde etkileyen ve/veya maddi zararlar meydana getiren havadaki yabancı maddelerin, normalin üzerindeki miktar ve yoğunluğa ulaşmasıdır. Bir başka deyişle hava kirliliği; havada katı, sıvı ve gaz şeklindeki yabancı maddelerin insan sağlığına, canlı hayatına ve ekolojik dengeye zarar verecek miktar, yoğunluk ve sürede atmosferde bulunmasıdır. İnsanların çeşitli faaliyetleri sonucu meydana gelen üretim ve tüketim aktiviteleri sırasında ortaya çıkan atıklarla hava tabakası kirlenerek, yeryüzündeki canlı hayatı olumsuz yönde etkilenmektedir.


Hava kirliliğini kaynaklarına göre 3'e ayırabiliriz;


1 - Isınmadan Kaynaklanan Hava Kirliliği:Ülkemizde özellikle ısınma amaçlı, düşük kalorili ve kükürt oranı yüksek kömürlerin yaygın olarak kullanılması ve yanlış yakma tekniklerinin uygulanmasi hava kirliliğine yol açmaktadır. 

2 - Motorlu Taşıtlardan Kaynaklanan Hava Kirliliği:Nüfus artışı ve gelir düzeyinin yükselmesine paralel olarak, sayısı hızla artan motorlu taşıtlardan çıkan egzoz gazları, hava kirliliğinde önemli bir faktör oluşturmaktadır. 

3 - Sanayiden Kaynaklanan Hava Kirliliği:Sanayi tesislerinin kuruluşunda yanlış yer seçimi, çevre korunması açısından gerekli tedbirlerin alınmaması (baca filtresi, arıtma tesisi olmaması vb.), uygun teknolojilerin kullanılmaması, enerji üreten yakma ünitelerinde vasıfsız ve yüksek kükürtlü yakıtların kullanılması, hava kirliliğine sebep olan etkenlerin başında gelmektedir. 

Hava Kirliliğinin Etkileri Kirli hava, insanlarda solunum yolu hastalıklarının artmasına sebep olmaktadır. Örneğin; Kurşunun kan hücrelerinin gelişmesini ve olgunlaşmasını engellediği, kanda ve idrarda birikerek sağlığı olumsuz yönde etkilediği, Karbonmonoksit (CO)'in ise, kandaki hemoglobin ile birleşerek oksijen taşınmasını aksattığı bilinmektedir. Bununla birlikte kükürtdioksit (SO2)'in, üst solunum yollarında keskin, boğucu ve tahriş edici etkileri vardır. Özellikle dumanakciğerden alveollere kadar girerek olumsuz etki yapmaktadır
Sanayi, endüstri ve ısınmada kullanılan fosil yakıtlar ile ormanların tahribi ve arazi değişmesi sonucu, atmosferdeki karbondioksit miktarının %5 oranında arttığı tespit edilmiştir. Bunun ise küresel ısınmaya yol açabileceği öngörülmektedir. 

Hava Kirliliğini Önlemek İçin Alınabilecek Tedbirler:

  • Sanayi tesislerinin bacalarına filtre takılması sağlanmalı,
  • Evleri ısıtmak için yüksek kalorili kömürler kullanılmalı, her yıl bacalar ve soba boruları temizlenmeli,
  • Pencere, kapı ve çatıların izolasyonuna önem verilmeli,
  • Kullanılan sobaların TSE belgeli olmasına dikkat edilmeli,
  • Doğalgaz kullanımı yaygınlaştırılarak, özendirilmeli,
  • Kalorisi düşük olan ve havayı daha çok kirleten kaçak kömür kullanımı engellenmeli,
  • Kalorifer ve doğalgaz kazanlarının periyodik olarak bakımı yapılmalı,
  • Kalorifercilerin ateşçi kurslarına katılımı sağlanmalı,
  • Yeni yerleşim yerlerinde merkezi ısıtma sistemleri kullanılmalı,
  • Yeşil alanlar arttırılmalı, imar planlarındaki hava kirliliğini azaltıcı tedbirler uygulamaya konulmalı,
  • Toplu taşım araçları yaygınlaştırılmalı,

Bütün bu etkenlerin yanında; atıkların uygun olmayan tesislerde yakılarak bertaraf edilmesinin önlenmesi, sanayi tesisi yer seçiminin yerleşim alanları dışında ve hakim rüzgarlar dikkate alınarak yapılması, imar planlarında bu alanların çevresinde yapılaşmaların önlenmesi ve araçların egzoz emisyon ölçümlerinin periyodik olarak yapılması sağlanmalı, bununla birlikte; alternatif enerji kullanan motorlu taşıtlar geliştirilmeli ve özendirilmelidir. (LPG vb.)  


HAVAYI KİRLETEN MADDELER VE SAĞLIĞA ZARARLARI 

Havayı kirleten maddelere kirletici denir. Bunlar, partikül madde (PM), ozon, kükürt dioksit, karbon monoksit, azot oksitler, uçucu organik bileşikler, sülfür, sülfat ve nitrattır.  Şehir içi bölgelerde hava kirletici kaynaklarını; 

  1. Isınma ve sanayide kullanılan yakıtlar,
  2. Sanayi tesisleri,
  3. Ulaşımdaki motorlu taşıtlar,

 diye sınıflandırmak mümkündür.  Isınma kaynaklı kirleticiler;Isınmada kullanılan yakıtın ve yakma sisteminin türüne bağlı olarak değişmektedir. Kükürt oksit bileşikleri katı, sıvı ve gaz yakıtta bulunan kükürt bileşiklerinin yanması sonucu meydana gelir. Ülkemizde çıkarılmakta olan kömürlerde kükürt içeriği genellikle %1’in üzerindedir. Kömürdeki kükürt, yanma esnasında önemli oranda (yaklaşık %90-99) kükürt dioksite (SO2 gazı) dönüşmektedir. Bacadan atılan kükürt oksit miktarı yakıt içinde bulunan kükürt miktarına bağlı olarak değişmektedir. Yanma esnasında oluşan kükürt oksitler, hava kirliliği probleminin de temelini oluşturmaktadır. Isınmada kullanılan katı yakıt içinde bulunan külün bir kısmı partikül madde (PM) olarak  yanma gazları ile atmosfere atılmaktadır.  Bacadan atılan uçucu kül miktarı, yakma işlemine (soba, kazan v.b.) bağlı olarak değişmektedir. Katı, sıvı ve gaz yakıtlardaki karbonun eksik yanması sonucu karbon monoksit gazı oluşur.  

Motorlu taşıt kaynaklı kirleticiler;

-         Partikül madde (özellikle motorinli taşıtlardan ileri gelmektedir.)-         Karbon monoksit, yakıt/hava karışımında özellikle zengin karışım esnasında meydana gelir. Taşıt hızı ve yaşı karbon monoksit emisyonunu etkiler. Taşıt yaşı arttıkça ve taşıt hızı düştükçe egzozdan atılan karbon monoksit emisyonu artmaktadır.Sanayi kaynaklı kirleticiler;

-         Partikül madde, çeşitli tesislerdeki üretim esnasında ve özellikle katı yakıt kullanım sonucu meydana gelir. Çimento, madencilik, ve demir çelik sanayi gibi tesislerde üretim işlemleri esnasında önemli miktarda partikül emisyonu oluşur. Ayrıca kömür yakan termik santrallerde önemli miktarda partikül emisyonu oluşur. Bu tür kirleticiler mutlaka arıtılmalıdır.

-         Kükürt dioksit, enerji ve bazı işletme tesislerinde kullanılan katı veya sıvı yakıtlarda bulunan kükürdün yanması sonucu oluşur. Termik santraller enerji üretim tesisleri sınıfına girmektedir.

-         Azot oksitler, başta termik santraller olmak üzere gübre sanayi gibi tesislerden önemli miktarda oluşur.

-         Karbon monoksit, enerji ve bazı işletme tesislerinde kullanılan katı ve sıvı yakıtların yanması esnasında oluşur.

-         Uçucu Organik maddeler, başta petro kimya sanayi olmak üzere çeşitli sanayi tesislerinde oluşmaktadır. İnsan günde ortalama 13.000- 16.000 litre veya ömrü boyunca 400-450 milyon litre hava solumaktadır. Dolayısıyla temiz veya kirli hava insan sağlığı için oldukça önemlidir. Dünyada her yıl hava kirliliğinden 3 milyon insan ölmektedir. Bu değer dünyadaki toplam ölümün (ortalama 55 milyon) %5’ni oluşturmaktadır. Ölümlerin %90’nı gelişmekte olan ülkelerde görülmektedir.  Hava kirliliğinin sağlık üzerindeki olumsuz etkileri sonucu,

-         Akciğer kanser vakalarında artış,

-         Kronik astım krizi sıklığında artış,

-         Göğüs daralması sıklığında artış,

-         Öksürük/balgam sıklığında artış,

-         Üst solunum sistemi akut bozukluğunda artış,

-         Göz, burun ve boğaz tahribatında artış,

         Soluk alma kapasitesinde düşüş,

-         Artan ölüm,-         İş veriminde ve üretimde düşüş,

-         Sağlık tedavi masrafında artış,

olduğu gözlenmiştir.

 Özellikle hava kirliliğinin yoğun olduğu günlerde ve trafiğin yoğun olduğu cadde, yol ve meydanlarda egzersiz (koşu ve yürüyüş gibi) yapılmamalıdır. Çünkü egsersiz esnasında daha derinden ve daha sık aralıklarla soluk alındığından vücuda daha fazla kirletici girmekte ve bu kirleticiler kolayca akciğere kadar ulaşabilmektedir.  Ucuza alınan kalitesiz yakıt ve yakma sisteminin kullanılması sonucu oluşan kirleticilerin sağlık üzerinde yaptığı tahribatın tedavisi ve iş verimi maliyeti çok yüksektir. Kalitesiz yakıt ve yakma sistemi kullanımı sonucu dünyada binlerce insan hava kirliliğinden ölmektedir. On binlerce insan hasta olmaktadır.

 KÜKÜRT DİOKSİT 

Kükürt dioksit özellikle katı ve sıvı yakıtlarda bulunan kükürdün yanması sonucu oluşur. Kükürt dioksit asidik bir gazdır. Nemle birleşme meylindedir. Kükürt dioksitle kirlenmiş hava solunduğu zaman; kükürt dioksit burun, geniz ve boğazdaki nemle reaksiyona girerek solunum sistemindeki sinirleri tahrip eder. Solunun yolu tahriş edildiğinde, refleks öksürük krizleri, göğüs sıkışması olur. Özellikle astım, kronik akciğer hastalığı bulunan kişilerde solunum yollarının daralmasına ve kronik solunum hastalığına neden olur.  Kükürt dioksit konsantrasyonu sınır değerinin üzerinde olduğu zaman özellikle astımlı, bronşitli, kalp ve akciğer hastalarının sağlığını olumsuz etkiler. Havadaki 655 mg/m3 SO2’e 10 dakika maruz kalındığında astımlı kişilerin solunum sistemi mukavemetinde önemli zararlar, soluk alma kapasitesinde önemli düşüşler olduğu tespit edilmiştir. Özellikle inversiyonlu günlerde ilimiz merkezinde hava kirliliği artmaktadır. İlimizde  inversiyonlu günler genel olarak Ekim-Kasım-Aralık ile Mart-Nisan ayları arasında sık aralıklarla görülmektedir. 1952 yılında Londra’da yaşanan inversiyon olayında 5000 kişi ölmüş, binlerce kişi solunum sistemi hastalığına maruz kalmıştır.Bu olay sonucu İngiltere’de temiz hava kanunu yayınlanmış ve ısınmada kullanılan yakıt özelliğinde ve yakma sistemlerinde ciddi iyileştirmeler yapılmıştır. 1970 ve 1980’li yıllarda Ankara’da hava kirliliği ciddi boyutlara ulaşmıştır. 1993 yılı kış ayında İstanbul Fatih ilçesinde kükürt dioksit değeri birkaç gün 2.000 mg/Nm3 olmuştur. Bu değer sağlık açısından fevkalade yüksek değerdir. 

PARTİKÜL MADDELER 

Havadaki partikül maddeler (PM); ısınma, motorlu taşıtlar ve endüstriyel tesislerde katı/sıvı yakıtların yakılması ile bazı endüstriyel tesislerde üretim işlemi esnasında oluşur. Karbon içeren yakıtların tam yanmaması sonucu duman oluşur. Isınmada kullanılan katı ve sıvı yakıtların tam yanmaması sonucu partikül maddeler oluşur. Partikül maddeler, asit tozları (nitrat ve sülfat gibi), organik kimyasallar, metaller, toprak veya toz partikülleri, bakteri, küf, mantar, deniz suyunun buharlaşması ile ortaya çıkan tuzlar ve alerjik polenlerden oluşmaktadır. Havadaki partikül madde konsantrasyonu insan sağlığını olumsuz etkileyen en önemli maddelerden biridir. PM, akciğere kadar gidip, kanın içindeki karbon dioksitin oksijene dönüşümünü yavaşlatmakta buda nefes darlığına neden olmaktadır. Bu durumda oksijen kaybının giderilebilmesi için kalbin  daha fazla çalışması gerektiğinden kalp üzerinde ciddi bir baskı oluşmaktadır. Partikül maddelerin sağlık üzerine etkileri akuttan daha çok kroniktir. Uzun süre partikül maddelere maruz kalındığında akciğerde partikül birikmesi sonucu sağlık problemleri görülmektedir. Astım, kalp ve akciğer hastaları partikül madde kirliliğinden daha fazla olumsuz etkilenirler. Çocukların akciğerleri gelişmekte olduğu ve günlerinin çoğunu dışarıda eksersiz yaparak geçirdikleri için PM  kirliliği bakımından risk altındadırlar. Çocuklar uzun süre partikül kirliliğine maruz kaldıklarında astım veya solunum sistemi hastası olmaları kuvvetle muhtemeldir. Her yıl A.B. ülkelerinde PM kirliğinden 0-4 yaş arası 13.000 çocuk ölmektedir. Benzer şekilde Türkiye’de de PM kirliliğinden ölen çocuk sayısı mutlaka tespit edilmelidir. Yaşlı, çocuk veya kalp hastası kişiler, kalbe giden oksijen azalması nedeniyle çok ciddi reaksiyonlar göstermektedirler.  Kısa süreli olarak PM kirliliğine maruz kalındığında akciğer hastalıkları kötüleşir. Kalp hastası olan kişilerde kalp atışları hızlanır.  ABD’de yılda 60.000 kişi partikül kirliliğinden ölmektedir.  Partikül maddeler kükürt dioksit ile birlikte insan sağlığı üzerinde daha ciddi olumsuz etkiye neden olmaktadır

KARBON MONOKSİT 

Karbon monoksit, renksiz, kokusuz, zehirli, tatsız ve aşındırıcı olmayan bir gazdır. Karbon monoksit, yakıt içindeki karbonun eksik yanması ile, yani yanma bölümünde yeterli hava olmadığı zaman meydana gelir.Karbon monoksit çok zehirli bir gazdır. Karbon monoksitle zehirlenmenin ilk belirtisi, gribe benzer. Baş ağrısı, uyuklama, yorgunluk, nefes kesilmesi, bulantı ve baş dönmesi şeklinde de etkisini gösterebilir. Karbon monoksitten zehirlenen çoğu kişi grip olduğunu zannederek yanılır. Takip eden etkisi bilinçsizlik, solunum hastalığı ve ölümdür. Karbon monoksit,özellikle  0-18 yaş arası astımlı çocuklar üzerinde etkilidir.  Karbon monoksitin sağlık üzerindeki en önemli etkisi; kalp ve beyin gibi canlı organizmalara oksijen verme kapasitesini azaltmasıdır.  Kalp hastası kişiler, karbon monoksit kirliliğine özellikle hassastırlar. Karbon monoksit kansızlığa neden olur.  

Karbon monoksit hamile kadınlarda; 

-         Çocuk düşürmeye,

-         Ölü çocuk doğurmaya,

-         Düşük ağırlıklı çocuk doğurmaya,

-         Erken çocuk ölümüne sebep olabilir.   

AZOT OKSİTLER 

 Azot oksitlerin iki önemli kaynağı vardır. Bunlardan birincisi; katı, sıvı veya gaz yakıt kullanan termik santraller, ikincisi ulaşımdır.  Taşıt sayısı arttıkça atmosferde azot oksit konsantrasyonu artar. Trafiğin yoğun olduğu bölgelerde azot oksit konsantrasyonu genel olarak yüksek olabilir.  Azot oksitler yer seviyesinde duman oluşumunda anahtar rol oynar. Havadan ağır olan azot dioksit, suda kolayca çözünür ve nitrat ve nitrit asidine dönüşür. Azot oksitler, nitrat partikülleri ve asit aerosolleri oluşturmak üzere reaksiyona girerler. Asit yağmuru oluşumuna katkıda bulunurlar.  Gelişmekte olan ülkelerde genel olarak kükürt dioksit ve partikül madde emisyonu azalırken azot oksit emisyonu artmaktadır. Çünkü bu tür ülkelerde taşıt sayısı ve sanayi artmaktadır. Azot dioksit akciğeri tahriş eder ve solunum enfeksiyonuna neden olur.  Azot oksitler ayrıca, göz tahrişine, üst solunum sisteminde enfeksiyona (özellikle çocuklarda), astımın şiddetlenmesine, bronşitin artmasına neden olur. Azot oksitler, boğaz ve akciğeri olumsuz etkiler.       

YAPILMASI GEREKENLER VE YAPILANLAR

Isınmada kullanılan yakıt türü özellikleri belirlenmekte,

-         Şehirde ısınma amacı ile katı ve sıvı yakıt satış yerleri apartman ve siteler sık aralıklarla denetlenmekte,

-          Topografik ve meteorolojik özelliklerden dolayı kirliliğin arttığı günlerde yakma saatleri ve  kükürdü düşük, kalorisi yüksek kaliteli yakıt kullanılması için halkımız uyarılmakta,

-         Vatandaşların kalitesiz yakıt ve yakma sistemleri kullanarak hem sağlıklarına hem de bütçelerine zarar verdikleri sık sık dile getirilmekte,. 

-         Hava kalitesi anlık ölçüm aletleri ile sürekli izlenmektedir.

-         Özellikle ısınma amacı ile katı ve sıvı yakıtların kullanıldığı illerde kış aylarında yüksek basınç şartlarının hüküm süreceği günler içinde rüzgar hızı ve açık hava durumu meteorolojiden alınmakta, böyle günlerde sisin kalktığı saatlerde sadece ısıtma sistemlerinin yakılması hususunda  halkımız belediye hoparlöründen bu konuda uyarılmaktadır. Böylece muhtemel hava kirliliğinin etkisi minimize edilmeye çalışılmaktadır.

-         Kış aylarında, inversiyonlu günlerin sık aralıklarla hüküm sürdüğü ilimizde hava kalitesinin bozulmaması için yakıt kalitesi önümüzdeki kış dönemi için daha da artırılacak ve kesinlikle kalitesiz yakıt kullanımına izin verilmeyecektir.

-         Karbon monoksit kirliliğini önlemek amacıyla trafikteki araçlar sıkı şekilde denetlenmekte ve egzoz muayenesi yaptırmayan araçlar hakkında yasal işlem yapılmaktadır.

-         Hava kirliliği özellikle çocukların ve solunum şikayeti olan yaşlıların sağlılığını ciddi şekilde olumsuz şekilde etkilemektedir. Hava kirliliği ölçüm değerleri halka sürekli olarak duyurulmalıdır. Herkes soluduğu havanın kalitesini bilmelidir.  İlimizin hava kirliliği ölçüm sonuçları da anlık olarak Bakanlığımızın internet sitesinden izlenebilmektedir.  

DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR 

-         Mutlaka kaliteli yakıt ve yakma sistemleri kullanılmalıdır.

-         Isınma amacı ile kalitesiz yakıt ve yakma sistemleri kesinlikle kullanılmamalıdır.

-         Valiliğimizden Satış İzin Belgesi almamış olan kömürler kesinlikle satılmamalı ve kullanılmamalıdır.

-         Ateşçi belgesi olan kaloriferciler çalıştırılmalı ve usulüne uygun yakması konusunda sık sık uyarılmalıdır.

-         Kış aylarında, inversiyonlu günlerde ısıtma sistemlerinin baca çekişlerinde ciddi düşüşler olur. Bu ise yakma sisteminde eksik yanmaya neden olur. Eksik yanma sonucu daha fazla zehirli ve zararlı kirletici bacadan atmosfere atılır. Bu durumda hava kirliliği daha fazla artar. Dolayısıyla inversiyonlu günlerde ısınmada kullanılan özellikle katı ve sıvı yakıt kullanımı azaltılmalıdır.

-         Isınma amacı ile oda içinde soba gibi ısıtıcıların kullanıldığı yerleşimlerde karbon monoksit dedektörü kullanılmalıdır. Karbon monoksit konsantrasyonu, insan sağlığı için zararlı seviyeye ulaşmadan CO detektörü insanları uyarmalıdır.   


HAYVANSAL ATIKLAR

 

      Gübreler ve hayvansal atıklar yeterli miktarda ve uygun şekilde kullanıldığı zaman, tarımda önemli bir rol oynar. Ancak, aşırı ticari gübre kullanımı ve haddinden fazla hayvan gübresi, bitki besin elementlerini çevre için ciddi kirlilikler oluşturacak miktara yükseltir. Su ekosistemi de bundan zarar görür ve kirleticiler, eğer içme suyunda belirli seviyenin üzerinde bulunursa ciddi insan sağlığı problemlerine neden olur. Hayvancılık yapılan barınaklarda ortaya çıkan gübre, uygun şartlar altında işlenmeden, kontrolsüz şekilde çevreye terk edilirse, fayda sağlanabilecek bir materyal olmasına rağmen zararlı hale gelir. Gelişigüzel bırakılan gübre ve diğer atıklar zaman içinde kokuşmaya ve bozulmaya başlayıp çevreye kötü kokular, zararlı gazlar ve tozlar yayar. Açıkta depolanan gübrede koku, normal şartlarda 400 m mesafeden hissedilebilmektedir. Tavuk gübresinde bu mesafe, daha da azalmaktadır. Tarlaya serilmiş gübrenin kokusu ise, yaklaşık 2 km uzaklıktan hissedilebilmektedir. Bozulma sonucunda görüntü kirliliği ve kötü kokuların yanı sıra, kimyasal kirlilik de ortaya çıkar. Bu nedenle gübreler dış çevreye gelişigüzel atılmamalı ve kontrolsüzce kullanılmamalıdır. Gübrenin tarım arazilerinde kullanılması ya da başka işlemler için bekletilmesi de; kirliliği önleyecek şekilde ve bilinçli yapılmalıdır. Gereken en iyi projelendirme ve uygulamayla olumsuzluklar minimuma indirilmelidir.

Gübrenin herhangi bir önlem alınmadan, açıkta biriktirilmesi sonucunda bazı problemler ortaya çıkar. Gübreden oluşan akıntı içerisindeki koliform bakteriler ve azot bileşikleri yer üstü ve yer altı su kaynaklarına geçer. Fosfor, su kaynaklarına karıştığı takdirde algler gelişir; bu durumda, su habitatlarında oksijen miktarı azalır ve balıklarda ölüm oranı artar. Açıkta biriktirilen gübre içindeki bakteri ve diğer mikroorganizmalardan kaynaklanan kirlilik, komşu alanlarda sıkıntı oluşturur. Işletmelerin tamamına yakın bir kısmında gübreyi muhafaza edecek herhangi bir yapı yoktur. Bu nedenle, depolanmış gübreden azot ve fosforun süzülerek yüzey ve yeraltı sularına karışması kirliliğe sebep olur. Herhangi bir yerde, büyük miktarlarda gübre biriktirmek için, çevre güvenliği açısından bazı kriterlere dikkat edilmesi gereklidir. Gübre deposunun yapıldığı arazideki toprağın fiziksel ve kimyasal özellikleri ile toprağın jeolojik yapısı iyi bilinmelidir. Gübrenin depolanması sırasında çevre kirliliği olmaması için, bazı planlama standartları gereklidir. Gübre deposu, gübrenin taşınması için ahıra mümkün olduğu kadar yakın bir alanda inşa edilmelidir. Sızıntıların içme ve kullanma suyuna bulaşmaması için, su havuzları, kuyular ve membalardan uzak olmalıdır. Herhangi bir yörede inşa edilecek hayvan barınakları yerleşim birimlerine, göl ve benzeri su kaynaklarına belli uzaklıkta yapılmalıdır. Bu yapılar yüzey suyundan 50 m, yerleşim yerlerinden 1600 m, göl ve benzeri su kaynaklarından en az 300 m, sulama ve drenaj kanallarından minimum 100 m, su sağlayan sıhhi tesisatlardan en az 30 m, tüm tarla içi kanallarından 15 m uzakta bulunmalıdır. Gübre depolarının yapısı sağlam, dayanıklı ve sızdırmaz olmalıdır. Betonarme depoların derinliği 3,6 m daha derin olduğu takdirde, duvar kalınlıkları30 cm, taban kalınlığı sızıntıyı engellemek için minimum 12,5 cm olmalıdır. Gübrelik toprak üstüne inşa ediliyorsa 2-2,5 m yükseklikte gübre biriktirilmeli ve su geçirmez bir yüzeye sahip olmalıdır. Bu tip gübrelikler daha çok soğuk bölgeler için tavsiye edilir. Depolar kontrol edilerek sızıntı ve çatlak varsa, arıza giderilmeli ve taban suyunun kirlenmesi önlenmelidir. Yemleme alanı kuru tutulmalıdır. Gübrenin üstü örtülmeli ve anaerobik çürüme önlenmelidir. Barınak içerisinde biriken gübre sıkça toplanmalı, hayvanların gövdesi kirletilmemelidir. Bu işlem yapılmadığı takdirde, hayvanların gövdesi ıslak gübre ile bulaştığı zaman, bakterilerin yerleşmesine ve kokunun yayılmasına neden olur. Gübre depolama alanları, sıkıştırılmış zemine sahip olmalı ve gübre deposuna doğru eğim verilerek projelendirilmelidir. Ayrıca Türk Çevre Mevzuatı gereğince gübre depolama alanları, üç aylık gübrenin depolanabileceği boyutlarda projelendirilmelidir. Hâkim rüzgâr yönü, barınaklardaki kokuyu yerleşim yerine taşıyacak şekilde olmamalıdır.


İNVERZİYON

             İnversiyon, yüksek basınç şartlarının hakim olduğu günlerde, açık hava ve sakin rüzgar şartlarında meydana gelir. Özellikle açık hava (bulutsuz) ve sakin rüzgarlı (hızı düşük) gecelerde, yer hızlı şekilde soğur. Böylece yer ve yere yakın yüzey, yukarıdaki yüzeyden daha soğuk olur. Bu duruma sıcaklık inversiyonu denir. Böyle zamanlarda hava kütlesi yukarı doğru değil daha soğuk ortam olan aşağı doğru hareket etme meyilindedir. İnversiyonlu günlerde bacalardan ve egzozlardan atılan kirleticiler inversiyon tabakası içinde veya altında tutulur ve birikmeye başlar. Ayrıca, soğuk hava sıcak havadan daha yoğun olduğundan bu durum yer seviyesindeki havanın ve kirleticilerin yükselmesini ve seyrelmesini önlemekte bu da hava kirliliğinin artmasına neden olmaktadır. Bu nedenle özellikle güneşli ve sisli günlerde inversiyon ihtimali nedeniyle hava kirliliği artabileceğinden bu günlerde soba ve kaloriferlerin sabah saat 10:00’ dan sonra akşam en geç saat 16:00’ dan önce yakılması, mümkün olduğu kadar kaliteli ve az yakıt kullanılması gerekmektedir.  


TIBBİ ATIKLAR HAKKINDA GENEL BİLGİLER   

 

            Sağlık kuruluşlarından kaynaklanan atıklar evsel katı atıkların dışında havada, suda ve toprakta kalıcı özellik gösteren ve ekolojik dengeyi bozan atıklar olduğundan tehlikeli ve zararlı atık sınıfına girmekte ve bu tür atıkların üretim, taşıma, depolama ve bertarafına ilişkin özel önlemler alınması gerekmektedir.

 

            Diğer bütün kuruluşlarda olduğu gibi sağlık kuruluşlarında da her geçen gün atık miktarı verdikleri hizmet ölçüsünde hızla artmaktadır. Ancak bu artışın neden olabileceği tehlike riskinin ortadan kaldırılması için gerekli önlemlere ve uygulamalara geçiş aynı hızda gerçekleşmemektedir.

 

            Ülkemizde son yıllarda çevre konusundaki olumlu gelişmeler, tıbbi atıklara “ne yapılmalıdır?” sorusunun cevabını arama ihtiyacını doğurmuştur. Bu sorunun cevabının, tıbbi atıkların yönetimi konusunda uluslar arası standartlara uygun olarak çıkarılan Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliği’nin tam ve doğru olarak uygulanmasıyla bulunacağı muhakkaktır.

 

            Dünyada çevre sorunlarının çözümünde yönetim prensiplerinin belirlenmesi yoluna gidilmektedir. Bu süreçte yapılan bilimsel çalışmalar da sağlık kuruluşlarından kaynaklanan atıkların “özel atık” sınıfına sokulması ve bunların yönetiminde bu prensiplerin kullanılması gerektiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla bu konudaki yönetmelikler de uygulanacak yönetim prensiplerini belirleyecek şekilde düzenlenmiştir. Bu yönetim prensipleri genel olarak atığın oluşumunun önlenmesi, tekrar kullanım ve geri kazanım yoluyla bertaraf edilecek atık miktarının azaltılması ve kalan atıkların da güvenli bertaraflarının sağlanmasıdır.

 

BU AMBLEM NEDİR? 

            Bu amblem “uluslar arası biyotehlike amblemi” olup, bu amblemin kapsamında, toplanmasından, taşınmasına, geçici depolanmasından bertarafına kadar diğer atıklardan ayrı işlem görmesi gereken tehlikeli hastane atıkları yer almaktadır.

               TIBBİ ATIK: TANIM 

            Sağlık kuruluşları, araştırma kuruluşları ve laboratuarlar tarafından oluşturulan tüm atıklar tıbbi atıktır. Bunun dışında evde yapılan tıbbi bakım (diyaliz, insülin enjeksiyonları) esnasında üretilen atıklar gibi küçük veya dağınık durumda bulunan kaynaklardan çıkan atıklar da tıbbi atıktır.

 

            Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliği’ne göre ise tıbbi atık, sağlık kuruluşlarından kaynaklanan enfeksiyöz atık, patolojik atık ve kesici-delici atıkları ifade etmektedir. Daha geniş bir tanımlamayla “tıbbi atık” tanımı,

 -Mikrobiyolojik laboratuvar atıklarını-Kan kan ürünleri ve bunlarla kontamine olmuş nesneleri-Kullanılmış ameliyat giysilerini (kumaş, önlük ve eldiven v.b)-Diyaliz atıklarını (atık su ve ekipmanlar)-Karantina atıklarını-Bakteri ve virüs içeren hava filtrelerini-Enfekte deney hayvanı leşleri, organ parçaları, kanı ve bunlarla temas eden tüm nesneleri,-Vücut parçaları, organik parçalar, plasenta, kesik uzuvlar v.b.ni, (insani patolojik atıklar)-Biyolojik deneylerde kullanılan kobay leşlerini,-Enjektör iğnelerini,-İğne içeren diğer kesicileri,-Bistürileri,-Lam-lameli,-Kırılmış diğer cam v.b. nesneleri 

kapsamaktadır.

              TIBBİ ATIK : SINIFLANDIRMA 

            Dünya Sağlık Teşkilatı, Basel Sözleşmesi Sekretaryası ve Avrupa Birliği tarafından yürütülen teknik çalışmalarda tıbbi atıklar için farklı sınıflandırmalar yapılmıştır.

 

            Basel Sözleşmesi Sekretaryası tarafından hazırlanan “Biyomedikal ve Sağlık Bakım Atıklarının Çevreyle Uyumlu Yönetimi Teknik Klavuzu (Y1;Y3)”na göre biyomedikal ve sağlık bakım atıklarının sınıflandırılması Basel Sözleşmesinin EK I, II, VIII ve IX’ündeki ana sınıflandırmaya dayanmakla birlikte, sağlık bakım sektöründeki pratik uygulamalara göre özelleştirilmiştir. Buna göre biyo-medikal ve sağlık bakım atıkları aşağıdaki gruplara ayrılmaktadır:

 

A         Evsel ve belediye atıkları ile aynı kompozisyondaki sağlık bakım atıkları

            A1       Normal evsel ve belediye atıkları

 

B         Özel önem ve dikkat gerektiren biyomedikal ve sağlık bakım atıkları

B1       İnsan anatomik atıkları (dokular, organlar, vücut parçaları, kan ve kan torbaları)

            B2       Atık kesici ve deliciler (iğneler, enjektörler, neşterler, bistirüler)

            B3       Farmasötik atıklar (süresi dolmuş ilaçlar)

 

            B4       Sitotoksik farmasötik atıklar

B5       Kan ve vücut sıvı atıkları (kan veya diğer vücut sıvıları ile kontamine olmuş materyaller)

 

C         Enfekte atıklar

(a)        Bulaşıcı hastalığı olan enfekte olmuş hastaların kan ve türevleri, diğer vücut sıvıları veya dışkıları ile kontamine olmuş ekipmanlar ve materyaller,

(b)   Laboratuar atıkları (canlı biyolojik ajanlar içeren kültür ve stoklar ve diğer laboratuar aletleri)

 

D         Diğer tehlikeli atıklar

            Solventler, kimyasallar, piller, çözeltiler vb.

 

E          Radyoaktif atıklar

 

            Dünya Sağlık Teşkilatı tarafından yayımlanan “Güvenli Tıbbi Atık Yönetimi” isimli kitapta ise tehlikeli tıbbi atıkların sınıflandırılması yapılmaktadır. Buna göre tıbbi atık kategorileri aşağıdaki gibidir;

  

Atık kategorisi  Tanım ve örnekler

Enfekte atık

Patojen içerdiğinden kuşku duyulan atık

laboratuar kültürleri; karantina koğuşlarından çıkan atıklar; enfekte hastalarla temas eden araç-gereçler; dokular

Patolojik atık

Vücut dokuları veya sıvıları

Vücut parçaları; kan ve diğer vücut sıvıları; fetüsler

Kesiciler

Kesici atık

İğneler; infüzyon setleri; bistüriler; bıçaklar; kırık camlar

Farmasötik atık

İlaç içeren atık

Miyadı dolmuş veya kullanılmayan ilaçlar, ilaç içeren veya ilaçla kontamine maddeler (şişeler, kutular)

Genotoksik atık

Genotoksik özellikli maddeleri içeren atık

Sitotoksik ilaç içeren atıklar (sıklıkla kanser tedavisinde kullanılan), genotoksik kimyasallar

Kimyasal atıklar

Kimyasal madde içeren atıklar

Laboratuar ayıraçları, film banyo kimyasalları, miyadı dolmuş veya kullanılmayan dezenfektanlar, solventler

Yüksek oranda ağır metal içerikli atıklar

Piller, kırık termometreler, kan basıncı ölçüm cihazları

Basınçlı kaplar

Gaz silindirleri,  gaz kartuşları, aerosol kutuları

Radyoaktif atık

Radyoaktif madde içeren atık

Radyoterapi veya laboratuar araştırmalarından artan sıvılar; kontamine olmuş cam eşya, ambalaj veya kağıt; açık radyonükleidler ile muayene veya tedavi edilen hastaların dışkı ve idrarı, kapalı kaynaklar.

   

Enfekte atık   : Bu kategori aşağıdakileri içerir;

 

  • Laboratuar çalışmalarında oluşan enfekte kültürler,
  • Enfeksiyon hastalığı olan hastalara yapılan ameliyat ve otopsi atıkları (dokular, kan veya diğer vücut sıvıları ile temas etmiş maddeler ve araç gereçler, vb.),
  • Karantina altındaki servislerde bulunan enfekte hastalardan kaynaklanan atıklar (hasta çıktıları, enfekte veya cerrahi yaraların pansuman malzemeleri, insan kanı veya diğer vücut sıvıları ile kirlenen giysiler, vb.),
  • Enfekte olmuş hemodiyaliz hastalarının atıkları (tüp ve filtre gibi diyaliz malzemeleri, dispozibl havlular, gecelikler, önlükler, eldivenler ve laboratuar giysileri, vb.),
  • Enfekte olmuş laboratuar hayvanları,
  • Enfekte kişi ve hayvanlarla temas eden diğer malzeme veya aletler.

 

Patolojik atık : Patolojik atıklar, doku, organ, vücut parçaları, insan fetüsleri ve hayvan leşleri, kan ve vücut sıvılarından oluşur. Bu kategoride tanımlanan insan ve hayvan vücut atıkları anatomik atık olarak da adlandırılır.

 

Kesicile: Kesiciler, iğneler, hipodermik iğneler, bistüri ve bistüri ağızları, bıçaklar, infüzyon setleri, testereler, kırık camları kapsayan, kesici ve delici yaralanmalara sebep olabilen maddelerdir.

 

Farmasötik atık: Farmasötik atıklar süresi dolmuş, kullanılmayan, yanlışlıkla dökülen ve kontamine olan farmasötik ürünler, ilaçlar, aşılar ve artık istenmeyen ve uygun şekilde bertaraf edilmesi gereken atıkları içerir.

Genotoksik atık: Genotoksik atık yüksek derecede tehlikelidir ve mutajenik, teratojenik veta karsinojenik özelliklere sahip olabilir. Hem hastane içerisinde hem de bertaraftan sonra ciddi güvenlik problemleri meydana getiri ve özel dikkat gösterilmelidir. Genotoksik atıklar, bazı sitostatik ilaçları, sitostatik ilaçlarla tedavi edilen hastaların kusmuk, idrar veya dışkıları, kimyasallar ve radyoaktif maddeleri içerebilir. Bu kategorideki temel maddeler olan sitotoksik (veya antineoplastik) ilaçlar, bazı canlı hücrelerin büyümesini durdurma veya öldürme yeteneğine sahiptirler ve kanser kemoterapisinde kullanılırlar. 

Kimyasal atık: Kimyasal atık katı, sıvı ve gaz kimyasalların atılmasından oluşur. Örnek olarak tanı ve deneysel çalışmalar, hastane genel temizlik ve dezenfeksiyon işlemlerinden çıkan atıklar verilebilir. Sağlık hizmetlerinden oluşan kimyasal atık tehlikeli veya tehlikesiz olabilir; atık aşağıdaki özelliklerden en az birine sahipse tehlikeli olarak düşünülür:

  • Toksik
  • Korozif (asidlein pH’ı < ve bazların pH’ı >12)
  • Yanıcı
  • Reaktif (patlayıcı, suya reaktif, şoka duyarlı)
  • Genotoksik (sitotoksik ilaçlar vb.)

 

Şeker, amino asit ve bazı organik ve inorganik tuzlar gibi tehlikesiz kimyasal atıklar, yukarıdaki özelliklerden hiçbirini göstermeyen kimyasal maddelerden oluşur.

   

Formaldehid, fotografik kimyasallar, solventler, organik ve inorganik kimyasallar, sağlık kuruluşlarında yaygın olarak kullanılan ve atıklarda bulunma olasılığı en fazla olan tehlikeli kimyasal türleridir.

 

Yüksek oranda ağır metal içerikli atıklar   : Yüksek oranda ağır metal içerikli atıklar, tehlikeli kimyasal atıkların bir alt kategorisidir ve genellikle aşırı toksiktir. Cıva atıkları kırılan klinik araç gerecin atılmasından kaynaklanır; fakat bu atıkların miktarları onların yerine elektronik aletlerin (termometreler, tansiyon aletleri, Vb.) kullanılması ile azalır. Diş hekimliği ile ilgili atıklar yüksek cıva içeriğine sahiptir. Kadmiyum atıkları pillerin boşalmasından meydana gelir. Radyoloji ve diagnostik bölümlerinin radyasyon geçirmez hale getirilmesinde kurşun içeren bazı ahşap paneller kullanılır.

 

Basınçlı kaplar: Tıpta birçok gaz türü kullanılır ve sıklıkla da basınçlı silindirler, kartuşlar ve aerosol kutuları elde edilir. Hareketsiz ya da potansiyel zararlı da olsa basınçlı kaplardaki gazlara daima dikkatli bir şekilde işlem yapılmalıdır; kaplar yakılırsa patlayabilir veya kaza ile delinebilir.

Radyoaktif atıklar: İyonize radyasyonu normalde insanlar hissedemez ve genellikle kişi çok yüksek dozda almadıkça acil etkilere (yanık vb.) sebep olmaz. Tıbbın iyonize radyasyonu kullandığı alanlar X ışınları, ά ve β partikülleri ve radyoaktif maddeler tarafından salınan γ ışınlarını içerir. Radyoaktif maddeler hücre içi materyalin iyonlaşmasına sebep olur; bu yüzden genotoksiktirler.  

            T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından tıbbi atıkların güvenli yönetimi amacıyla yayımlanan Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliği (Tarih:22.07.2005, RG:25883)’nde ise sağlık kuruluşlarından kaynaklanan atıklar dört ana başlık altında toplanmıştır. Bu sınıflandırma aşağıda verilmektedir;

 

            I-EVSEL NİTELİKLİ ATIKLAR

                         -Genel Atıklar                        -Ambalaj Atıkları  

            II-TIBBİ ATIKLAR

   -Enfeksiyöz Atıklar         -Patolojik Atıklar       -Kesici-Delici Atıklar             

III-TEHLİKELİ ATIKLAR             

IV-RADYOAKTİF ATIKLAR              

TIBBİ ATIK: KAYNAKLAR            

Tıbbi atık kaynakları üretim miktarlarına göre genellikle majör ve minör olarak sınıflandırılabilir. Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliği’nde ise bu sınıflandırma büyük, orta ve küçük kaynaklar şeklinde yapılmıştır. Bu kaynaklar aşağıda detaylı olarak verilmektedir; 

a) Büyük Miktarda Atık Üreten Sağlık Kuruluşları

1) Üniversite hastaneleri ve klinikleri,

2) Genel maksatlı hastaneler ve klinikleri,

3) Doğum hastaneleri ve klinikleri,

4) Askeri hastaneler ve klinikleri.

b) Orta Miktarda Atık Üreten Sağlık Kuruluşları

1) Sağlık merkezleri, tıp merkezleri, dispanserler,

2) Ayakta tedavi merkezleri,

3) Morglar ve otopsi merkezleri,

4) Hayvanlar üzerinde araştırma ve deneyler yapan kuruluşlar,

5) Bakımevleri ve huzurevleri,

6) Tıbbi ve biyomedikal laboratuarlar,

7) Hayvan hastaneleri,

8) Kan bankaları ve transfüzyon merkezleri,

9) Acil yardım ve ilk yardım merkezleri,

10) Diyaliz merkezleri,

11) Rehabilitasyon merkezleri,

12) Biyoteknoloji laboratuvarları ve enstitüleri,

13) Tıbbi araştırma merkezleri.

c) Küçük Miktarda Atık Üreten Sağlık Kuruluşları

1) Sağlık hizmeti verilen diğer üniteler (doktor muayenehaneleri, diş ve ağız sağlığı muayenehaneleri ve benzerleri),

2) Veteriner muayenehaneleri,

3) Akupunktur merkezleri,

4) Fizik tedavi merkezleri,

5) Evde yapılan tedavi ve hemşire hizmetleri,

6) Güzellik, kulak delme ve dövme merkezleri,

7) Eczaneler,

8) Ambulans hizmetleri,

9) Hayvanat bahçeleri.

              Yukarıda sıralanan küçük ve dağınık durumdaki kaynaklar, klasik hastane atıklarına benzer kategorilerde tıbbi atıklar üretmekle birlikte, bileşenleri farklılıklar göstermektedir. Örneğin bu kaynaklar nadiren radyoaktif ve sitostatik atık üretirler, üretilen atıklar genellikle insan vücut parçaları içermezler ve kesiciler çoğunlukla hipodermik iğnelerden oluşur.             

TIBBİ ATIK:

KOMPOZİSYON 

            Dünya Sağlık Teşkilatı tarafından gelişmiş ülkelerde yapılan araştırmalarda sağlık kuruluşlarında oluşan atıkların kompozisyonu ile ilgili olarak aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır.

 

  • %80’i evsel atık yönetim sistemi ile işlenebilen genel tıbbi atıklar;
  • %15’i patolojik ve enfekte atık;
  • %1’i kesici atık;
  • %3’ü kimyasal ve farmasötik atık;
  • %1’den daha azı radyoaktif veya sitotoksik atık, basınçlı kaplar veya kırık termometreler ve kullanılmış piller gibi özel atıklar.

 

Basel Sözleşmesi Sekretaryası tarafından hazırlanan “Biyomedikal ve Sağlık Bakım Atıklarının Çevreyle Uyumlu Yönetimi Teknik Kılavuzu (Y1;Y3)”nda ise tıbbi atıkların bileşimi aşağıdaki şekilde verilmektedir;

 

 

        Kaynak: Amerikan Hastaneler Birliği

 

“Health Care Without Harm” isimli uluslar arası bir meslek örgütü tarafından yapılan “Yakma Dışı Tıbbi Atık Arıtım Teknolojileri” isimli çalışmada ise Brunner tarafından yapılan bir araştırmaya dayanılarak hastane katı atıklarının dağılımı aşağıdaki şekilde verilmektedir;

  

            Görüldüğü gibi sağlık kuruluşları tarafından oluşturulan atıkların %75-90’ı risksiz veya evsel atıklara benzeyen genel atıklardır. Çoğunlukla sağlık kuruluşlarının yönetim ve genel temizlik fonksiyonlarından oluşurlar. Sağlık kuruluşlarında oluşan atıkların geriye kalan %10-25’i tehlikeli olarak kabul edilir ve çeşitli sağlık riskleri yaratabilir. Bu dokümanda yer alan bilgiler, tehlikeli tıbbi atıklar ile ilgilidir.

       Enfeksiyöz Atıkların Kompozisyonları ve Karakteristikleri a                         Kompozisyon:

                                   Selülozik Materyal (kağıt-tekstil)          50 – 70 %

                                   Plastikler                                             20 – 60 %

                                   Camlar                                                10 – 20 %

                                   Sıvılar                                                    1 – 10 %

                         Karakteristikleri:

                                   Nem                                                   8,5 – 17 % (ağırlık olarak)

                                   Yanmayan kısım                                              8 % (ağırlık olarak)

                                   Isı değeri                                             7500 BTU/lb

 a : EPA. “Operation and Maintenance of Hospital Medical Waste Incinerators” EPA-450/3-89002, March 1989.  

Genel tıbbi atıkların yaklaşık kimyasal bileşimi genellikle aşağıdaki gibidir;

 

  • % 50 karbon
  • % 20 oksijen
  • % 6 hidrojen
  • birçok diğer element

                  TIBBİ ATIK: ÜRETİM MİKTARLARI 

            Tıbbi atık üretimi ve miktarları hakkında pek çok araştırma bulunmaktadır. Tıbbi atık üretimi, sadece ülkeden ülkeye değil, aynı zamanda bir ülkenin içinde de farklılıklar göstermektedir. Atık üretimi, sağlık kuruluşunun atık yönetim metodu, sağlık tesisinin türü, hastanenin uzmanlıkları, tıbbi bakımda kullanılan yeniden kullanılabilir malzeme oranı ve günlük tedavi edilen hasta sayısı gibi birçok faktöre bağlıdır. Bu yüzden aşağıdaki veriler sadece bir örnek olarak incelenmeli ve bir sağlık kuruluşunda atık yönetiminin temeli olarak kullanılmamalıdır. Bir sağlık kuruluşunda yapılacak sınırlı bir çalışma bile o sağlık kuruluşu için daha güvenilir bilgiler sağlayacaktır.

 

    TÜRKİYE’DE TIBBİ ATIK ÜRETİMİ 

Türkiye’deki devlet ve özel hastanelerden kaynaklanan çöpün fiziksel kompozisyonunu belirlemek amacıyla Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından 1995 yılında “Hastane Çöp Kompozisyon Araştırması” yapılmıştır.

 

Hastane Çöp Kompozisyon Araştırması, Türkiye genelindeki genel hastaneler kapsamında Sağlık Bakanlığı’na bağlı 421 devlet ve 123 özel hastaneden örnekleme yöntemiyle belirlenen 34 devlet ve 13 özel hastane olmak üzere 47 hastanede bir hafta süresinde 24 saatlik tıbbi, evsel ve geri kazanılabilir katı atıkların ayrı toplanması suretiyle yapılmıştır.

 

Araştırma sonuçlarına göre; yatak başı günlük ortalama katı atık miktarı devlet hastanelerinde 2,39 kg, özel hastanelerde 4,34 kg. olarak bulunmuştur. Tıbbi katı atıklar, devlet hastanelerinde yatak başı toplam katı atık miktarının % 80’nini, özel hastanelerde ise % 46’sını oluşturmaktadır.

       

Poliklinik başı günlük tıbbi katı atık miktarı ise devlet hastanelerinde 0,05 kg, özel hastanelerde 0,18 bulunmuştur.

  

                                                      Araştırma                                   Toplam     yapılan            Poliklinik başı tıbbi             Yatak başı katı atık miktarı (kg/yatak-gün                                   Hastane     hastane         katı atık miktarı                                   Sayısı        sayısı              (kg/poliklinik-gün)              Toplam  Tıbbi     Evsel      Geri kazanılab.

 

Devlet Hastanesi     421                     34                           0,05                        2,39         1,92         0,38                       0,09 Özel Hastane            123                     13                           0,18                        4,34         2,01         1,35                       0,98

  

Devlet ve özel hastanelerden çıkan toplam katı atık miktarı, fiziksel kompozisyon dağılımı açısından incelendiğinde, devlet hastanelerinde yatak başı günlük 1,92 kg. tıbbi, 0,38 kg. evsel katı atık ve 0,09 kg geri kazanılabilir madde çıkarken, özel hastanelerde 2,01 kg. tıbbi, 1,35 kg. evsel katı atık ve 0,98 kg. geri kazanılabilir madde çıktığı belirlenmiştir.

 

Bu çalışmada yatak başı tıbbi katı atıklar hesaplanırken; servis, ameliyathane, doğumhane, yoğun bakım, genel cerrahi, diyaliz, eczane, çamaşırhane, gasilhane ve kliniklerdeki yemek servislerinden çıkan enfekte olmuş katı atıklar dikkate alınmıştır. Poliklinik başı tıbbi katı atıklar hesaplanırken ise; laboratuar, röntgen, acil, patoloji ve polikliniklerden çıkan enfekte olmuş katı atıklar dikkate alınmıştır.

 

            Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından Ülkemizde hem toplam, hem de il bazında oluşan tıbbi atık miktarının belirlenmesi için Devlet İstatistik Enstitüsü ve Sağlık Bakanlığının da verileri kullanılarak bir çalışma yapılmıştır. Tıbbi atık miktarı belirlenirken yataklı tedavi kurumları ile yataksız tedavi kurumlarında oluşan tıbbi atık miktarları ayrı ayrı hesaplanmıştır.

 

Sağlık Bakanlığı’nın 2004 yılı verilerine göre Ülkemizdeki toplam hastane sayısı 1217, bu hastanelerdeki toplam kadro yatak sayısı 184.888, fiili yatak sayısı ise 162.768’dir. Yatak doluluk oranları dikkate alınarak yapılan hesaplamalar sonucu yataklı tedavi kurumlarında günde yaklaşık 206 ton, yılda da 75.022 ton tıbbi atık oluştuğu tespit edilmiştir.

   

TÜRKİYE TIBBİ ATIK MİKTARIYataklı Tedavi Kurumları
HASTANE SAYISI YATAK SAYISI ATIK MİKTARI(KG/GÜN) ATIK MİKTARI(KG/YIL)
KADRO FİİLİ
 

1217

 

184888

 

162768

 

205.540,35

 

75.022.227,90

     

Ayakta tedavisi yapılan hastaların atıkları ile yataksız tedavi kurumlarında oluşan atık miktarları da dahil edildiğinde bu rakam daha da yükselmektedir.

  

TÜRKİYE TIBBİ ATIK MİKTARI

Ayakta Tedavi Hizmetleri

Yıllık Poliklinik sayısı Tıbbi Atık Miktarı(kg/poliklinik) Tıbbi Atık Miktarı(kg/gün) Tıbbi Atık Miktarı(kg/yıl)

152.851.241

0.05

20.939

7.642.562

   

TÜRKİYE TIBBİ ATIK MİKTARITOPLAM
  Tıbbi Atık Miktarı(kg/gün) Tıbbi Atık Miktarı(kg/yıl)
Yataklı Tedavi Kurumları

205.540,3

75.022.227,9

Ayakta Tedavi Hizmetleri

20.939

7.642.562

 TOPLAM  

226.479,3

 

82.664.789,9

  

Yataklı tedavi hizmeti veren sağlık kuruluşları ile ayakta tedavi hizmeti veren sağlık kuruluşlarından kaynaklanan atıkların toplamı ise toplam tıbbi atık miktarını oluşturmaktadır. Buna göre Ülkemizde günde 226.479 kg, yılda ise 82.664.790 kg. tıbbi atık oluşmaktadır.

 

Aynı çalışmada günde en çok tıbbi atığın 33869 kg ile İstanbul’da, 32 kg ile de Tunceli’de oluştuğu görülmüştür. Yılda oluşan tıbbi atık miktarı ise İstanbul’da 12.362.296 kg, Tunceli’nde ise11.692 kg. olarak hesaplanmıştır. Buna göre sadece İstanbul’da oluşan tıbbi atık miktarı, tüm ülkede oluşan miktarın % 17’sine karşılık gelmektedir.

 TÜİK tarafından 2001 yılında yapılan ve 2003 yılında açıklanan Belediye Katı Atık İstatistikleri Anketi Geçici Sonuçlarına göre 2001 yılında tıbbi atıkları ayrı toplanıp, taşınıp, bertaraf edilen belediye sayısı 432, toplanan tıbbi atık miktarı ise 71 bin ton olarak tespit edilmiştir. 

KAYNAKLAR 

1)      Safe Management of Wastes From Health-Care Activities, 1999,WHO.

2)      Non-Incineration Medical Waste Treatment Technologies. 2001, Health care Without Harm.

3)      Technical Guidelines on the Environmentally Sound Management of Biomedical and Healtcare Wastes (Y1; Y3), 2003, Secretariat of the Basel Convention.

4)      Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliği

5)      Çevre ve Orman Bakanlığı Verileri.


KOMPOSTLAMA

 

Dünya’da karşılaşılması muhtemel enerji krizi ve sera gazı etkileri ülkeleri alternatif enerji kaynakları aramaya itmiştir. Bu çerçevede kompostlama, biyogaz gibi teknolojiler dünyanın bir çok yerinde evsel katı atıklar ile gübrelerin bertarafı zirai alanlarda daha fazla tercih edilmektedir. Özellikle çiftliklerdeki gübre atıklarının düzensiz bertarafı sonucu sızıntı suları, yer altı ve yüzeysel  suları kirletmektedir.

            Kompostlama gübre, biyolojik arıtma tesisi çamuru, yaprak, kağıt ve yiyecek atıkları gibi organik maddelerin mikroorganizmalar vasıtasıyla kompost adı verilen toprağımsı bir yapıya dönüştürüldüğü biyolojik bir işlemdir. Bu işlem yaprak ve diğer organik atıkların doğal olarak çürütüldüğü işlemle aynıdır. Kompostlamada sadece şartlar kontrol altına alınarak organik maddelerin daha hızlı çürümesi sağlanır.

Kompostlama ve kompost kullanımını gübre işlemeyi kolaylaştırıcı ve çevre kirliliğini önleyici yararları vardır. Kompostlamada nemi gideren ve patojen ve zararlı ot kaynaklarını tahrip eden ısı üretilir.  İşlem doğru yönetilirse en az koku oluşur.

Kompost, elde edildiği ham maddelerden farklı özelliktedir. Koku oluşturmaz, işlenmesi kolaydır ve uzun süre depolanabilir. Ayrıca kompost çeşitli şekilde kullanılır. Bu nedenle kompost çiftçilerin dikkatini çekmektedir.

Kompostlama işlemi ziraata çok yatkın bir işlemdir.  Bunun nedeni çiftlik atıklarının özellikleri, kompost için gereken arazinin çiftlikte doğal olarak bulunması ve komposttun çiftçiye sağladığı yararlardır. Kompostlamada kullanılan ekipman her çiftlikte kolayca bulunabilir.

Kompostlama yeni bir teknoloji değildir. Amerika’da 18. ve 19. yy’dan beri kullanılmaktadır. 20. yy’da maddelerin ve mekanik teçhizatların seçiminin nasıl yapılması gerektiği ve farklı kompostlama metotları (sıralı yığın, yığınlar, kapalı reaktörde vs.) hakkında bilimsel ilkeler belirlenmiştir. Böylelikle çiftçilik daha bilimsel bir hal almıştır. Sanayileşme, kimyasal gübreler ve özelleştirme çiftçiliği değiştirmiştir. Kompostlama önemini yitirmiş ve atık bertarafı esas sorun olmaktan çıkmıştır. Şimdi ise çevre bilinci arttığı için kompostlama tekrar popüler olmaya başlamıştır.

Kompostlamayla beraber kompost metotları ve teçhizatları hızla gelişmektedir. Dünya’da sadece çiftliklerde kullanılmak üzere kompost teçhizatları üreten şirketler vardır.

Kompostlama organik maddeleri kararlı hale getirme işlemidir.

Kompostlama; uygun organik maddeler bir araya getirildiğinde başlar. Ham maddeler önce karıştırılarak işlemin başlaması için yeterli miktarda ortama hava verilir. Mikroorganizmalar oksijeni çabucak harcarlar ve çökelmiş maddeler havayı gözenek boşluklarından dışarı atarlar. 
Ortamda ki oksijen azaldıkça aerobik bozunma yavaşlar ve eğer oksijen sağlanmazsa işlem durur. Ortama oksijen vermek için havalandırmanın sürekli yapılması gerekir. Havalandırma pasif hava değişimi(doğal ısı yayılımı ve difüzyon), veya basınçlı havalandırma*(üfleyici/fan) ile yapılabilir. Komposta mekanik karıştırma veya döndürme ile oksijen sağlanır ama bu oksijen hemen tüketildiğinden pasif veya basınçlı hava hareketi ile yeniden oksijen sağlanmalıdır. İyi bir havalandırma için döndürme gereklidir. Bu işlem ile yığında ki gözenek boşlukları onarılır ve böylece hava yığının içinde kolayca hareket eder.

            Aktif kompostlama esnasında, eğer ortamdaki oksijende azalırsa, mikrobiyal aktivite azalır ve sıcaklık düşer. Sıcaklık, karıştırma, döndürme veya basınçlı havalandırma ile tekrar yükseltilir. Eğer ortamda yeterli oksijen varsa ve mikrobiyal aktivite fazlaysa sıcaklık 60 ºC’nin üstüne kolaylıkla yükselir. Bu sıcaklıkta birçok mikroorganizmayı tahrip eder veya hareketsiz kalır. Mikrobiyal aktivitenin azalmasıyla sıcaklık sabit kalır veya düşer. Döndürme veya basınçlı havalandırma ile yığını soğutarak sıcaklığın böylesine tehlikeli seviyelere gelmesi önlenir ve sıcaklık sabit tutulur.

Aktif kompostlamadan sonra genellikle olgunlaştırma işlemi başlar. Olgunlaşmada organik maddeler kompostlanmaya devam ederler ama daha yavaş seviyede gerçekleşir.

Kompostlama işlemi belirli bir noktada durmaz. Bozunma, son kalan besi maddesi, son kalan mikroorganizma tarafında tüketilene ve karbonun tümü su buharı ve CO2’ye dönüşene kadar devam eder. Ama, kompost bu noktadan önce uzun süre nispeten kararlı ve kullanılabilir bir ürünüdür. Kompostlamanın bittiğine C:N oranı, O2 ihtiyacı, sıcaklık ve koku gibi kullanım ve yönetimi ile ilgili karakteristiklere bakılarak karar verilir.

Kompostlamaya etki eden parametreler oksijen ve havalandırma; besi maddeleri(C:N oranı); nem; porozite, yapı, kıvam ve partikül boyutu; pH; sıcaklık ve süre’dir.

 

Kompostlamanın avantaj ve dezavantajları

Avantajları

Kompostlamanın avantajları: Mükemmel bir toprak şartlandırıcısıdır, satılabilir üründür, gübre işlemeyi iyileştirir, arazi uygulamalarını geliştirir, kirlilik riski düşüktür, bitki otu tohumlarını ve patojenleri tahrip eder, alt malzemesi olarak kullanabilir, virüslerin toprak yoluyla taşınarak bitkilere zarar vermesini önler, karlıdır.

              Toprak Şartlandırıcısıdır

Kompost çok iyi bir toprak şartlandırıcısıdır. Kompost tarlaya uygulandığında toprağa organik madde ekler, toprağın yapısını iyileştirir, gübre ihtiyacını azaltır ve yağmur ile toprak yüzeyine ulaşan suyun yüzey akışına geçmek yerine yeraltına daha kolay süzülmesin sağlayarak  toprak erozyonu riskini azaltır.

Satılabilir Bir Üründür

Kompostlamanın en cazip özelliklerinden biri de ürünü satabilecek bir pazarın olmasıdır. Potansiyel alıcılar, bahçıvanlar, peyzajcılar, sebze ve meyve çiftçileri, çimen yetiştiricileri, golf sahaları ve süs bitkisi yetiştiricileridir. Kompost bir atık olarak görüldüğünden fiyatı çok değişkendir. A.B.D.’de yığın (açık) kompostun 1m3’ünün fiyatı yaklaşık 7-13$ arasında değişmektedir. Çiftlik kompostunun 1m3’ünün fiyatı ise 65$’dır. Fiyat pazarın durumuna, kompostun kalitesine ve kullanılan ham maddeye bağlı olarak değişir. 

Gübreyi İşlemeyi İyileştirir

Kompostlama gübrenin ağırlığını, nem muhtevasını ve aktivitesini azaltır. Kompostun işlenmesi gübre işlenmeye göre daha basittir, koku veya sinek problemi yaratmaksızın depolanabilir. Depolanabilme kalitesinden dolayı kompost yılın uygun zamanlarında toprağa uygulanabilir. Bu sayede arazideki sızıntı suyu ve azot kayıpları azaltılır. Kompostlama gübrenin hacmini azaltmasına rağmen kompost karışımına düzenleyici ilavesi bu hacim kaybını telafi eder. 

Arazi Uygulamalarını İyileştirir

Gerek kompost gerekse gübre iyi birer toprak şartlandırıcısıdır. Gübre genellikle araziye direkt uygulanır ve gübre içindeki bitki tohumları ölmediği için yaban otu ile mücadele gereklidir. Bu yüzden toprak şartlandırma genellikle gübreden kompost yaparak doğrulanamaz. Bununla beraber kompost gübresi ile kazanılan faydalar vardır. Bunlar;

·        Kompostlama ile gübredeki azot daha stabil olan organik forma dönüştürülür.

·        Hayvanlarda altlık olarak kullanılan gübrenin C:N oranı yüksektir. Araziye direkt uygulandığında gübredeki fazla karbon topraktaki azotun geçici olarak kaybolmasına neden olur. Yüksek karbon muhtevalı gübre/yatak karışımlarının kompostlanması C:N oranını arazi uygulamaları için kabul edilebilir seviyeye düşürür.

·        Kompostlamayla üretilen enerji gübredeki zararlı ot kaynaklarını minimize eder

Düşük Kirlilik Riski

Besi maddesinin çiftlikte yetişmemesi ve çiftlikteki hayvan sayısının kapasiteyi aşması gübre bertarafını zorlaştırır. Koku şikayetleri genelde insanların yaşadığı arazilere yakın yerlerde olur. Diğer şikayetler donan arazi üzerine yayılan gübreden kaynaklanan sızıntı suları ve  kuyulara azot bulaşmasından kaynaklanır.

Kompostlama bu problemleri azaltır. Kompostun depolama ve işleme kalitesinin yüksek olması gübre ve diğer ham maddelere göre daha uzağa taşınabilmesine olanak tanır.  İyi işleyen bir kompost operasyonunun koku ve sinek oluşumu azdır. Kompostlama ayrıca topraktaki nütrientleri yıkanarak yer altı suyuna geçmesini önleyen formuna dönüştürür veya yüzey akışıyla uzaklara taşır.

Patojenlerin Tahribi

İnsan patojenleri çiftlik orijinli atıklara nadiren karışabilirken, Giodia türü ve Cryptosparidium parvumun salgınlarının çiftlik hayvanlarında bulunduğu tespit edilmiştir. Bunların her ikisi de insanlarda ve hayvanlarda bağışıklık sistemini zayıflatarak ishale neden olan protozoalardır. Protozoalar enfeksiyonlu hayvanların dışkısından kistler halinde bulaşırlar.

Bu parazitler enfeksiyon taşıyan hayvanların dışkısıyla kirlenmiş yiyecek ve suyla çiftlik hayvanlarına geçebilir. Eğer bu protozoa hayvanlarda ishale neden oluyorsa gübredeki protozoa kistleri de fazla olur. Enfeksiyon belirtisi göstermeyen hayvanlar protozoaları taşıyabilir ve dışkılarıyla dökebilirler. 

Protozoalar 60˚C sıcaklığa 30 dakika maruz bırakılarak tahrip edilebilir. Kompost yığın içinin sıcaklığı 60˚C’ye ulaşırken yığının yüzeyine yakın maddeler bu sıcaklığa ulaşamayabilir. Bu nedenle yığınlar döndürülerek yığının her noktasında aynı sıcaklığın olması sağlanır.

Literatürde protozoaları 60˚C’den daha düşük sıcaklıklarda birkaç gün maruz bırakılarak öldürüldüğü belirtilir. 

Hayvanlarda Altlık Olarak Kullanılması

Kompost kümes hayvanlarında ve ahırlarda yatak malzemeleri yerine kullanılır. Araştırmalar kompostun güvenilir ve etkili bir yatak malzemesi olduğunu göstermektedir. 

Hastalık Önleyici

Uygun üretilmiş kompost kimyasal kontrol olmaksızın virüslerin toprak yoluyla taşınmasını önler.

İşlem Ücreti veya Çöp Ücreti

Bugünkü atık bertaraf krizleri, atık üreticilerinin alternatif bertaraf metotları aramasına neden olmuştur. Bu sayede, çiftçiler çiftlik dışından gelen maddeleri kompostlamak için  işlem ücreti alırlar. Atık maddenin maddi karşılığına genellikle çöp ücreti denir.

Bazı evsel ve evsel karakterli sanayi atıkları çiftlik kompost karışımlarını iyileştirir. Gübrelerin karbon içeren kuru maddelerle karıştırılması gerekebilir. Yapraklar, bitki atıkları, gazeteler, kartonlar, testere talaşı, ağaç kabukları ve yongalar bu amaca uygun maddelerdir. Üretim ve yiyecek üretiminde oluşan atıklar gibi nemli maddeler, saman gibi çiftliklerden gelen kuru maddeler ile kompostlanabilir. Yaprak ve bahçe atıkları gibi çiftlik dışından gelen bazı maddeler tek başına kompostlanabilir.

Çiftlik dışından gelen atıkları kompostlama, dikkatlice üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. İlk olarak çöp ücretlerini kontrol altına almak güç olabilir. Çiftlik dışından kaynaklanan atıklar için alternatif kullanımlar daima vardır. İkinci olarak ise atık maddeleri işlemek zor olabilir veya çevreye rahatsızlık verebilirler.

Çiftlik dışından gelen atıklar kompostlama arazisinde fazladan işleme, koku problemlerine ve koku kontrol ölçümlerine, şikayetlere ve daha sınırlayıcı düzenlemelerin yapılmasına neden olabilir. Kompostun değeri kullanılan ham maddeye göre belirlendiğinden ve bileşenlerin konsantrasyonu (örn. ağır metaller) kompostun kullanımını etkilediğinden kompost ürününün kalitesi ve değeri üzerine bunların etkisinin düşünülmesi gerekir.

Dezavantajlar

Çiftlikte kompostlamanın dezavantajları; zaman ve para, koku, hava koşulları, pazarlama, ekin alanlarından gelen mahsul atıkları, azot kaybı, besi maddelerinin yavaş ayrışması ve çiftlik sınıfı kaybı riskidir.

Zaman ve Para

Diğer tüm operasyonlar gibi kompostlama işlemi; ekipman, emek ve yönetim gerektirir. Eğer eldeki çiftlik ekipmanı ve arazisi kullanılıyorsa kompostlama işleminin yatırımı çok düşük olur. Bu yaklaşım madde hacminin nispeten küçük olduğu durumlarda iyidir, ama çoğu büyük-orta ölçekli çiftliklerde sadece eldeki ekipmanı kullanmanın çok fazla emek gerektirdiği gözlenmiştir. Çiftlik kompostçularının çoğu özel kompostlama ekipmanı satın alırlar. Özel ekipmanla çiftlikte kompostlama operasyonuna başlanması, satın alınan ekipman cinsine bağlı olarak 10.000-100.000$’dan daha yüksek bir fiyata mal olabilir.

Arazi

Ham madde deposu, bitmiş kompost deposu, ve olgunlaşma alanı ihtiyacından dolayı kompostlama için çok büyük alan gerekir. 

Koku

Kompostlama işleminin koku oluşturmadığını söylemek yanlış olur. İşlemin son ürünü koku oluşturmamasına rağmen, kompostlanan maddeler bazen çok keskin kokuya neden olabilir. Kompostlamaya başlayana kadar, gübre, kanalizasyon çamuru ve yiyecek atıkları gibi aktif maddeler özellikle uzun süre depolanıyorsa kokuya neden olabilir. Ayrıca yanlış işlem yönetimi de koku oluşturur.

Kompostlama arazisinde kokuya karşı duyarlı olmak gerekir. Konumu yüzünden bazı yerlerde koku kontrolü için ölçümler yapılması gereklidir. Çoğu ham maddeler ile iyi yönetilmiş kompostlama işleminden gelen koku kısa sürelidir. Çoğu durumda kompostlama geleneksel gübre işleme metotlarına göre daha ileridir.

Hava Koşulları

Soğuk hava kompost maddelerinin sıcaklığını düşürerek kompostlama işlemini yavaşlatır. Ayrıca maddelerin ve ekipmanların donması gibi diğer problemlere de sebep olur. Kompostlama işleminin üzerine yağmur ve karın etkisi çok büyüktür. Şiddetli yağışlar komposta su karışmasına neden olurken; kar ve çamur sıralı yığınlara ulaşımı sınırlar. Şiddetli kar yağışları , operasyonun bahara erteletmesine de neden olabilir. Eğer bu olursa depolama ve atıkların bertarafı için alternatif metotlar bulmak gerekir.

Pazarlama

Kompostun satışı pazarlama ile olur. Pazarlama ise potansiyel alıcıların saptanmasını, reklam, paketleme, envanter yönetimini, ürünü müşterinin ihtiyaçlarına göre yapmayı ve ürün kalitesinde tutarlılık sağlamayı gerektirir.

Gübrenin ve Mahsul Atıklarının Tarladan Diversiyonu

Gübrenin kompostlanması ve kompost olarak satılması bu gübrenin besi maddeleri, organik maddeleri ve toprağı iyileştirme kalitesinin tarladan başka alanlara saptırır.

Azot Kaybı Riski

Kompostlanmış gübredeki azot muhtevası taze gübrenin azot içeriğinin yarısından azdır. Kompostlama azot kaybına neden olduğundan iyi bir gübre işleme sistemi ile azotun büyük bir kısmı tutulur. Toprak içermeyen ve uygun depolanmayan gübre, yapısındaki azotu atmosfere bırakır ve komposttan daha az azot tutar.

Komposttaki Nütrientlerin  Yavaş Tahliyesi

Komposttaki besi maddeleri çoğunlukla kompleks organik formdadır ve bitkilere uygulanmadan önce mineralize olması gerekir. Örneğin kompostta %15’den daha az bulunan toplam azot ilk ürün sezonunda kullanılabilirdir. Ham maddeyle karşılaştırıldığında kompostun araziye ilk uygulanması aynı azot seviyesine getirmek için daha fazla olmalıdır.

Çiftlik Sınıfını Kaybetme Riski

Çok başarılı olmak mümkündür. Eğer çiftlik fazla oranda kompost satıyor veya çöp ücreti için çiftlik dışından gelen atıkları işliyorsa civar komşuları ve yerel düzenleyiciler kompost operasyonun zirai bir aktiviteden çok ticari amaçlı olduğunu ileri sürerler. Kompost işlemini tesis etmeden ve ilerletmeden önce bu konunun düşünülmesi gerekir.

Çiftlik kompostlamasında yaygın olarak kullanılan ham maddeler

Ağaç kabuğu

Karton

Sığır gübresi

Mahsul atıkları

Gübre ve üre

Bitmiş kompost

Balık işlemlerinden  kaynaklanan atıklar

Yiyecek imalatından kaynaklanan atıklar

Sebze ve meyve atıkları

Çimen kırpıntıları

At dışkısı

Yapraklar

Kireç

Gazete

Çiftlik hayvanlarının dışkıları

Kağıt fabrikalarından kaynaklanan atıklar

Çürümüş yosun

Kümes hayvanlarının dışkıları

Testere ve rende talaşı

Yosun ve diğer su bitkileri

Septik ve pissu çamurları

Mezbahane ve et paketleme atıkları

Saman ve kuru ot

Saman

Domuz dışkısı

Tahta tozu

Odun yongaları


ÇEVRE KANUNU

 

Kanun Numarası                               : 2872

Kabul Tarihi                                      : 9/8/1983

Yayımlandığı R.Gazete                     : Tarih : 11/8/1983 Sayı : 18132

Yayımlandığı Düstur Tertip  : 5

                        Cilt                             : 22

                        Sayfa                         : 499

 

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Tanımlar ve İlkeler

Amaç:

Madde 1 – (Değişik: 26/4/2006 – 5491/1 md.)

Bu Kanunun amacı, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamaktır.

 

Tanımlar:

Madde 2 – (Değişik: 26/4/2006 – 5491/2 md.)

Bu Kanunda geçen terimlerden;

Çevre: Canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları biyolojik, fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel ortamı,

Çevre korunması: Çevresel değerlerin ve ekolojik dengenin tahribini, bozulmasını ve yok olmasını önlemeye, mevcut bozulmaları gidermeye, çevreyi iyileştirmeye ve geliştirmeye, çevre kirliliğini önlemeye yönelik çalışmaların bütününü,

Çevre kirliliği: Çevrede meydana gelen ve canlıların sağlığını, çevresel değerleri ve ekolojik dengeyi bozabilecek her türlü olumsuz etkiyi,

Sürdürülebilir çevre: Gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fizikî vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesi sürecini,

Sürdürülebilir kalkınma: Bugünkü ve gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasını güvence altına alan çevresel, ekonomik ve sosyal hedefler arasında denge kurulması esasına dayalı kalkınma ve gelişmeyi,

Alıcı ortam: Hava, su, toprak ortamları ile bu ortamlarla ilişkili ekosistemleri,

Doğal varlık: Bütün bitki, hayvan, mikroorganizmalar ile bunların yaşama ortamlarını,

Doğal kaynak: Hava, su, toprak ve doğada bulunan cansız varlıkları,

Kirleten: Faaliyetleri sırasında veya sonrasında doğrudan veya dolaylı olarak çevre kirliliğine, ekolojik dengenin ve çevrenin bozulmasına neden olan gerçek ve tüzel kişileri,

Ekosistem: Canlıların kendi aralarında ve cansız çevreleriyle ilişkilerini bir düzen içinde yürüttükleri biyolojik, fiziksel ve kimyasal sistemi,

Atıksu: Evsel, endüstriyel, tarımsal ve diğer kullanımlar sonucunda kirlenmiş veya özellikleri kısmen veya tamamen değişmiş suları,

Atıksu altyapı tesisleri: Evsel ve/veya endüstriyel atıksuları toplayan kanalizasyon sistemi ile atıksuların arıtıldığı ve alıcı ortama verilmesinin sağlandığı sistem ve tesislerin tamamını,

Arıtma tesisi: Her türlü faaliyet sonucu oluşan katı, sıvı ve gaz halindeki atıkların yönetmeliklerde belirlenen standartları sağlayacak şekilde arıtıldığı tesisleri,

Ekolojik denge: İnsan ve diğer canlıların varlık ve gelişmelerini doğal yapılarına uygun bir şekilde sürdürebilmeleri için gerekli olan şartların bütününü,

Sulak alan: Doğal veya yapay, devamlı veya geçici, suları durgun veya akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu, denizlerin gelgit hareketlerinin çekilme devresinde altı metreyi geçmeyen derinlikleri kapsayan, başta su kuşları olmak üzere canlıların yaşama ortamı olarak önem taşıyan bütün sular, bataklık, sazlık ve turbiyeler ile bu alanların kıyı kenar çizgisinden itibaren kara tarafına doğru ekolojik açıdan sulak alan kalan yerleri,

Biyolojik çeşitlilik: Ekosistemlerin, türlerin, genlerin ve bunlar arasındaki ilişkilerin tamamını,

Atık: Herhangi bir faaliyet sonucunda oluşan, çevreye atılan veya bırakılan her türlü maddeyi,

Katı atık: Üreticisi tarafından atılmak istenen ve toplumun huzuru ile özellikle çevrenin korunması bakımından, düzenli bir şekilde bertaraf edilmesi gereken katı atık maddeleri,

Evsel katı atık: Tehlikeli ve zararlı atık kapsamına girmeyen konut, sanayi, işyeri, piknik alanları gibi yerlerden gelen katı atıkları,

Tehlikeli atık: Fiziksel, kimyasal ve/veya biyolojik yönden olumsuz etki yaparak ekolojik denge ile insan ve diğer canlıların doğal yapılarının bozulmasına neden olan atıklar ve bu atıklarla kirlenmiş maddeleri,

Tehlikeli kimyasallar: Fiziksel, kimyasal ve/veya biyolojik yönden olumsuz etki yaparak ekolojik denge ile insan ve diğer canlıların doğal yapılarının bozulmasına neden olan her türlü kimyasal madde ve ürünleri,

Kirli balast: Duran veya seyir halindeki tankerden, gemiden veya diğer deniz araçlarından su üzerine bırakıldığında; su üstünde veya bitişik sahil hattında petrol, petrol türevi veya yağ izlerinin görülmesine neden olan veya su üstünde ya da su altında renk değişikliği oluşturan veya askıda katı madde/emülsiyon halinde maddelerin birikmesine yol açan balast suyunu,

Çevresel etki değerlendirmesi: Gerçekleştirilmesi plânlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları,

Proje tanıtım dosyası: Gerçekleşmesi plânlanan projenin yerini, özelliklerini, olası olumsuz etkilerini ve öngörülen önlemleri içeren, projeyi genel boyutları ile tanıtan bilgi ve belgeleri içeren dosyayı,

Stratejik çevresel değerlendirme: Onaya tâbi plân ya da programın onayından önce plânlama veya programlama sürecinin başlangıcından itibaren, çevresel değerlerin plân ve programa entegre edilmesini sağlamak, plân ya da programın olası çevresel etkilerini en aza indirmek ve karar vericilere yardımcı olmak üzere katılımcı bir yaklaşımla sürdürülen ve yazılı bir raporu da içeren çevresel değerlendirme çalışmalarını,

Çevre yönetimi: İdarî, teknik, hukukî, politik, ekonomik, sosyal ve kültürel araçları kullanarak doğal ve yapay çevre unsurlarının sürdürülebilir kullanımını ve gelişmesini sağlamak üzere yerel, bölgesel, ulusal ve küresel düzeyde belirlenen politika ve stratejilerin uygulanmasını,

Çevre yönetim birimi/Çevre görevlisi: Bu Kanun ve Kanuna göre yürürlüğe konulan düzenlemeler uyarınca denetime tâbi tesislerin faaliyetlerinin mevzuata uygunluğunu, alınan tedbirlerin etkili olarak uygulanıp uygulanmadığını değerlendiren, tesis içi yıllık denetim programları düzenleyen birim ya da görevliyi,

Çevre gönüllüsü: Bakanlıkça, uygun niteliklere sahip kişiler arasından seçilen ve bu Kanun ve Kanuna göre yürürlüğe konulan düzenlemelere aykırı faaliyetleri  Bakanlığa iletmekle görevli ve yetkili kişiyi,

Hassas alan: Ötrofikasyon riski yüksek olan ve Bakanlıkça belirlenecek kıyı ve iç su alanlarını,

Çevreye ilişkin bilgi: Su, hava, toprak, bitki ve hayvan varlığı ile bunları olumsuz olarak etkileyen veya etkileme ihtimali bulunan faaliyetler ve alınan idarî ve teknik önlemlere ilişkin olarak mevcut bulunan her türlü yazılı, sözlü veya görüntülü bilgi veya veriyi,

İş termin plânı: Atıksu ve evsel nitelikli katı atık kaynaklarının yönetmelikte belirtilen alıcı ortam deşarj standartlarını sağlamak için yapmaları gereken atıksu arıtma tesisi ve/veya kanalizasyon gibi altyapı tesisleri ile katı atık bertaraf tesislerinin gerçekleştirilmesi sürecinde yer alan yer seçimi, proje, ihale, inşaat, işletmeye alma gibi  işlerin zamanlamasını gösteren plânı,

Risk değerlendirmesi: Belirli kimyasal madde ya da maddelerin potansiyel tehlikelerinin belirlenmesi ve sonuçlarının hesaplanması yönünde kullanılan yöntemler bütününü,

İyonlaştırıcı olmayan radyasyon: İyonlaşmaya neden olmayan elektromanyetik dalgaları,

Elektromanyetik alan: Elektrik ve manyetik alan bileşenleri olan dalgaların oluşturduğu alanı,

Koku: İnsanda koku alma duygusunu harekete geçiren ve kokunun algılanmasına neden olan uçucu maddelerin yarattığı etkiyi,

Hava kalitesi: İnsan ve çevresi üzerine etki eden hava kirliliğinin göstergesi olan, çevre havasında mevcut hava kirleticilerin artan miktarıyla azalan kalitelerini,

Bakanlık: Çevre ve Orman Bakanlığını,

ifade eder.

 

İlkeler:

Madde 3 –(Değişik: 26/4/2006 – 5491/3 md.)

Çevrenin korunmasına, iyileştirilmesine ve kirliliğinin önlenmesine ilişkin genel ilkeler şunlardır:

a) Başta idare, meslek odaları, birlikler ve sivil toplum kuruluşları olmak üzere herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olup bu konuda alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdürler.

b) Çevrenin korunması, çevrenin bozulmasının önlenmesi ve kirliliğin giderilmesi alanlarındaki her türlü faaliyette; Bakanlık ve yerel yönetimler, gerekli hallerde meslek odaları, birlikler ve sivil toplum kuruluşları ile işbirliği yaparlar.

c) Arazi ve kaynak kullanım kararlarını veren ve proje değerlendirmesi yapan yetkili kuruluşlar, karar alma süreçlerinde sürdürülebilir kalkınma ilkesini gözetirler.

d) Yapılacak ekonomik faaliyetlerin faydası ile doğal kaynaklar üzerindeki etkisi sürdürülebilir kalkınma ilkesi çerçevesinde uzun dönemli olarak değerlendirilir.

e) Çevre politikalarının oluşmasında katılım hakkı esastır. Bakanlık ve yerel yönetimler; meslek odaları, birlikler, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşların çevre hakkını kullanacakları katılım ortamını yaratmakla yükümlüdür.

f) Her türlü faaliyet sırasında doğal kaynakların ve enerjinin verimli bir şekilde kullanılması amacıyla atık oluşumunu kaynağında azaltan ve atıkların geri kazanılmasını sağlayan çevre ile uyumlu teknolojilerin kullanılması esastır.

g) Kirlenme ve bozulmanın önlenmesi, sınırlandırılması, giderilmesi ve çevrenin iyileştirilmesi için yapılan harcamalar kirleten veya bozulmaya neden olan tarafından karşılanır. Kirletenin kirlenmeyi veya bozulmayı durdurmak, gidermek veya azaltmak için gerekli önlemleri almaması veya bu önlemlerin yetkili makamlarca doğrudan alınması nedeniyle kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan gerekli harcamalar 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre kirletenden tahsil edilir.

h) Çevrenin korunması, çevre kirliliğinin önlenmesi ve giderilmesi için uyulması zorunlu standartlar ile vergi, harç, katılma payı, yenilenebilir enerji kaynaklarının ve temiz teknolojilerin teşviki, emisyon ücreti ve kirletme bedeli alınması, karbon ticareti gibi piyasaya dayalı mekanizmalar ile ekonomik araçlar ve teşvikler kullanılır.

ı) Bölgesel ve küresel çevre sorunlarının çözümüne yönelik olarak taraf olduğumuz uluslararası anlaşmalar sonucu ortaya çıkan ulusal hak ve yükümlülüklerin yerine getirilmesi için gerekli teknik, idarî, malî ve hukukî düzenlemeler Bakanlığın koordinasyonunda yapılır.

Gerçek ve tüzel kişiler, bu düzenlemeler sonucu ortaya çıkabilecek maliyetleri karşılamakla yükümlüdür.

j) Çevrenin korunması, çevre kirliliğinin önlenmesi ve çevre sorunlarının çözümüne yönelik gerekli teknik, idarî, malî ve hukukî düzenlemeler Bakanlığın koordinasyonunda yapılır. 2690 sayılı Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Kanunu kapsamındaki konular Türkiye Atom Enerjisi Kurumu tarafından yürütülür.

 

İKİNCİ BÖLÜM

Yüksek Çevre Kurulu ve Görevleri ([3])

Yüksek Çevre Kurulu(3)

Madde 4 – (Mülga: 9/8/1991 - KHK - 443/43 md.; Yeniden düzenleme: 26/4/2006 – 5491/4 md.)

Başbakanın başkanlığında, Başbakanın bulunmadığı zamanlarda Çevre ve Orman Bakanının başkanlığında, Başbakanın belirleyeceği sayıda bakan ile Bakanlık Müsteşarından oluşan Yüksek Çevre Kurulu kurulmuştur.

Diğer bakanlar gündeme göre Kurul toplantılarına başkan tarafından çağrılabilir.

Kurul yılda en az bir defa toplanır.

Kurulun sekretarya hizmetleri Bakanlıkça yürütülür.

Kurulun çalışmaları ile ilgili konularda ön hazırlık ve değerlendirme yapmak üzere, Bakanlık Müsteşarının başkanlığında ilgili bakanlık müsteşarları, diğer kurum ve kuruluşların en üst düzey yetkili amirlerinin katılımı ile toplantılar düzenlenir. Bu toplantılara gündeme göre ilgili kamu kurumu niteliğindeki kuruluşların birlik temsilcileri, meslek kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, yerel yönetim temsilcileri, üniversite temsilcileri ve bilimsel kuruluşların temsilcileri davet edilir.

Kurulun çalışma usûl ve esasları ile diğer hususlar yönetmelikle belirlenir.

 

Yüksek Çevre Kurulunun görevleri(3)

Madde 5 – (Mülga: 13/3/1990 - KHK - 409/12 md.; Yeniden düzenleme: 26/4/2006 – 5491/5 md.)

Yüksek Çevre Kurulunun görevleri şunlardır:

a) Etkin bir çevre yönetiminin sağlanması için hedef, politika ve strateji belirlemek.

b) Sürdürülebilir kalkınma ilkesi çerçevesinde ekonomik kararlara çevre boyutunun dahil edilmesine imkân veren hukukî ve idarî tedbirleri belirlemek.

c) Birden fazla bakanlık ve kuruluşu ilgilendiren çevre konularına ilişkin uyuşmazlıklarda nihai kararı vermek.

Madde 6 – 7 – (Mülga: 8/6/1984 - KHK 222/30 md.)

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Çevre Korunmasına İlişkin Önlemler ve Yasaklar

Kirletme yasağı:

Madde 8 – Her türlü atık ve artığı, çevreye zarar verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmak yasaktır.

Kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililer kirlenmeyi önlemekle; kirlenmenin meydana geldiği hallerde kirleten, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdürler.

 

Çevrenin korunması([4])

Madde 9 – (Değişik: 26/4/2006 – 5491/6 md.)

Çevrenin korunması amacıyla;

a) Doğal çevreyi oluşturan biyolojik çeşitlilik ile bu çeşitliliği barındıran ekosistemin korunması esastır. Biyolojik çeşitliliği koruma ve kullanım esasları, yerel yönetimlerin, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve ilgili diğer kuruluşların görüşleri alınarak belirlenir.

b) Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

c) Ulusal mevzuat ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınarak koruma statüsü kazandırılmış alanlar ve ekolojik değeri olan hassas alanların her tür ölçekteki plânlarda gösterilmesi zorunludur. Koruma statüsü kazandırılmış alanlar ve ekolojik değeri olan alanlar, plân kararı dışında kullanılamaz.

d) Ülke ve dünya ölçeğinde ekolojik önemi olan, çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı toprak ve su alanlarını, biyolojik çeşitliliğin, doğal kaynakların ve bunlarla ilgili kültürel kaynakların gelecek kuşaklara ulaşmasını emniyet altına almak üzere gerekli düzenlemelerin yapılabilmesi amacıyla, Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak tespit ve ilan etmeye, bu alanlarda uygulanacak koruma ve kullanma esasları ile plân ve projelerin hangi bakanlıkça hazırlanıp yürütüleceğini belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.

Bu bölgelere ilişkin plân ve projelerde; 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununun 9 uncu maddesi, 4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanununun plân onama yetkisini düzenleyen hükümleri, 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 8 inci maddesinin tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunların korunma alanlarının tespit ve tescili dışında kalan yetkileri düzenleyen hükümleri ile aynı Kanunun 17 nci maddesinin (a) bendi hükümleri  uygulanmaz.

e) Sulak alanların doğal yapılarının ve ekolojik dengelerinin korunması esastır. Sulak alanların doldurulması ve kurutulması yolu ile arazi kazanılamaz. Bu hükme aykırı olarak arazi kazanılması halinde söz konusu alan faaliyet sahibince eski haline getirilir.

Sulak alanların korunması ve yönetimine ilişkin usûl ve esaslar ilgili kurum ve kuruluşların görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

f) Biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilirliliğinin sağlanması bakımından nesli tehdit veya tehlike altında olanlar ile nadir bitki ve hayvan türlerinin korunması esas olup, mevzuata aykırı biçimde ticarete konu edilmeleri yasaktır.

g) Doğal kaynakların ve varlıkların korunması, kirliliğinin ve tahribatının önlenmesi ve kalitesinin iyileştirilmesi için gerekli idarî, hukukî ve teknik esaslar Bakanlık tarafından belirlenir.

h) Ülkenin deniz, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının ve su ürünleri istihsal alanlarının korunarak kullanılmasının sağlanması ve kirlenmeye karşı korunması esastır. Atıksu yönetimi ile ilgili politikaların oluşturulması ve koordinasyonunun sağlanması Bakanlığın sorumluluğundadır. Su ürünleri istihsal alanları ile ilgili alıcı ortam standartları Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca belirlenir.

Denizlerde yapılacak balık çiftlikleri, hassas alan niteliğindeki kapalı koy ve körfezler ile doğal ve arkeolojik sit alanlarında kurulamaz.

Alıcı su ortamlarına atıksu deşarjlarına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

ı) Çevrenin korunması ve kamuoyunda çevre bilincinin geliştirilmesi amacıyla, okul öncesi eğitimden başlanarak Millî Eğitim Bakanlığına bağlı örgün eğitim kurumlarının öğretim programlarında çevre ile ilgili konulara yer verilmesi esastır.

 

Yaygın eğitime yönelik olarak, radyo ve televizyon programlarında da çevrenin önemine ve çevre bilincinin geliştirilmesine yönelik programlara yer verilmesi esastır. Türkiye Radyo - Televizyon Kurumu ile özel televizyon kanallarına ait televizyon programlarında ayda en az iki saat, özel radyo kanallarının programlarında ise ayda en az yarım saat eğitici yayınların yapılması zorunludur. Bu yayınların % 20’sinin izlenme ve dinlenme oranı en yüksek saatlerde yapılması esastır. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, görev alanına giren hususlarda bu maddenin takibi ile yükümlüdür.

j) Çevre ile ilgili olarak toplanan her türlü kaynak ve gelir, tahsisi mahiyette olup, öncelikle çevrenin korunması, geliştirilmesi, ıslahı ve kirliliğin önlenmesi için kullanılır.

 

Çevresel etki değerlendirilmesi:

Madde 10 – (Değişik: 26/4/2006 – 5491/7 md.)

Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler.

Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez.

Petrol, jeotermal kaynaklar ve maden arama faaliyetleri, Çevresel Etki Değerlendirmesi kapsamı dışındadır.

Çevresel Etki Değerlendirmesine tâbi projeler ve Stratejik Çevresel Değerlendirmeye tâbi plân ve programlar ve konuya ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir.

 

İzin alma, arıtma ve bertaraf etme yükümlülüğü ([5])

Madde 11 – (Değişik: 26/4/2006 – 5491/8 md.)

Üretim, tüketim ve hizmet faaliyetleri sonucunda oluşan atıklarını alıcı ortamlara doğrudan veya dolaylı vermeleri uygun görülmeyen tesis ve işletmeler ile yerleşim birimleri atıklarını yönetmeliklerde belirlenen standart ve yöntemlere uygun olarak arıtmak ve bertaraf etmekle veya ettirmekle ve öngörülen izinleri almakla yükümlüdürler.

Birinci fıkrada belirtilen yükümlülüğü bulunan tesis ve işletmeler ile yerleşim birimlerine;

1) İnşaat ruhsatı aşamasında bu yükümlülüğünü yerine getireceğini gösterir proje ve belgeleri ilgili kuruma sunmadıkça inşaat ruhsatı verilmez.

2) İnşaatı bitmiş olanlardan, bu yükümlülüğü yerine getirmeyenlere işletme ruhsatı ve/veya yapı kullanma ruhsatı verilmez.

3) İnşaat ruhsatına, yapı kullanma veya işletme ruhsatını haiz olmakla birlikte arıtma ve bertaraf yükümlülüklerini yerine getirmemeleri halinde, verilmiş yapı kullanma izni veya işletme izni iptal edilir.

Faaliyetlerinde değişiklik yapmayı ve/veya tesislerini büyütmeyi plânlayan gerçek ve tüzel kişiler yönetmelikle belirlenen usûl ve esaslar çerçevesinde atıklarını arıtma veya bertaraf etme yükümlülüğünü yerine getirmek zorundadırlar.

Atıksuları toplayan kanalizasyon sistemi ile atıksuların arıtıldığı ve arıtılmış atıksuların bertarafının sağlandığı atıksu altyapı sistemlerinin kurulması, bakımı, onarımı, ıslahı ve işletilmesinden; büyükşehirlerde 20/11/1981 tarihli ve 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunla belirlenen kuruluşlar, belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyeler, bunların dışında iskâna konu her türlü kullanım alanında valiliğin denetiminde bu alanları kullananlar sorumludur.

Serbest ve/veya endüstri bölgelerinde bölge müdürlükleri, kültür ve turizm koruma ve gelişme bölgelerinde, turizm merkezlerinde Kültür ve Turizm Bakanlığı veya yetkili kıldığı birimler, organize sanayi bölgelerinde organize sanayi bölgesi yönetimi, küçük sanayi sitelerinde kooperatif başkanlıkları, mevcut yerleşim alanlarından kopuk olarak münferit yapılmış tatil köyü, tatil sitesi, turizm tesis alanları vb. kullanım alanlarında ise site yönetimleri veya tesis işletmecileri atıksu altyapı sistemlerinin kurulması, bakımı, onarımı ve işletilmesinden sorumludurlar.

Atıksu altyapı sistemlerini kullanan ve/veya kullanacaklar, bağlantı sistemlerinin olup olmadığına bakılmaksızın, arıtma sistemlerinden sorumlu yönetimlerin yapacağı her türlü yatırım, işletme, bakım, onarım, ıslah ve temizleme harcamalarının tamamına kirlilik yükü ve atıksu miktarı oranında katılmak zorundadırlar. Bu hizmetlerden yararlananlardan, belediye meclisince ve bu maddede sorumluluk verilen diğer idarelerce belirlenecek tarifeye göre atıksu toplama, arıtma ve bertaraf ücreti alınır. Bu fıkra uyarınca tahsil edilen ücretler, atıksu ile ilgili hizmetler dışında kullanılamaz.

Atıksu toplama havzasının birden fazla belediye veya kurumun yetki sahasında olması halinde; atıksu arıtma tesisini işleten kurum, atıksu ile ilgili yatırım ve harcama giderlerini kirletenlerden kirlilik yükü ve atıksu miktarı nispetinde tahsil eder.

Atık üreticileri  uygun metot ve teknolojiler ile atıklarını en az düzeye düşürecek tedbirleri almak zorundadırlar.

Atıkların üretiminin ve zararlarının önlenmesi veya azaltılması ile atıkların geri kazanılması ve geri kazanılabilen atıkların kaynağında ayrı toplanması esastır. Atık yönetim plânlarının hazırlanmasına ilişkin esaslar, Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Geri kazanım imkânı olmayan atıklar, yönetmeliklerle belirlenen uygun yöntemlerle bertaraf edilir.

Büyükşehir belediyeleri ve belediyeler evsel katı atık bertaraf tesislerini kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmekle yükümlüdürler. Bu hizmetten yararlanan ve/veya yararlanacaklar, sorumlu yönetimlerin yapacağı yatırım, işletme, bakım, onarım ve ıslah harcamalarına katılmakla yükümlüdür. Bu hizmetten yararlananlardan, belediye meclisince belirlenecek tarifeye göre katı atık toplama, taşıma ve bertaraf ücreti alınır. Bu fıkra uyarınca tahsil edilen ücretler, katı atıkla ilgili hizmetler dışında kullanılamaz.

Üretici, ithalatçı ve piyasaya sürenlerin sorumluluğu kapsamında yükümlülük getirilen üreticiler, ithalatçılar ve piyasaya sürenler, ürünlerinin faydalı kullanım ömrü sonucunda oluşan atıklarının toplanması, taşınması, geri kazanımı, geri dönüşümü ve bertaraf edilmelerine dair yükümlülüklerinin yerine getirilmesi ve bunlara yönelik gerekli harcamalarının karşılanması, eğitim faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi amacıyla Bakanlığın koordinasyonunda bir araya gelerek tüzel kişiliği haiz birlikler oluştururlar. Bu kapsamda yükümlülük getirilen kurum ve kuruluşların sorumluluklarının bu birliklere devrine ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir.

Tehlikeli atık üreticileri, yönetmelikle belirlenecek esaslara göre atıklarını bertaraf etmek veya ettirmekle yükümlüdürler.

Atık geri kazanım, geri dönüşüm ve bertaraf tesislerini kurmak ve işletmek isteyen gerçek ve/veya tüzel kişiler, yönetmelikle belirlenen esaslar doğrultusunda, ürün standardı, ürünlerinin satışa uygunluğu ve piyasadaki denetimi ile ilgili izni, ilgili kurumlardan almak kaydı ile Bakanlıktan lisans almakla yükümlüdür.

Evsel atıklar hariç olmak üzere, atık taşıma ve/veya toplama işlerini yapan kurum veya kuruluşlar Bakanlıktan lisans almak zorundadır. Evsel atıkların taşıma ve toplama işlerini yapan kurum ve kuruluşlar Bakanlıkça kayıt altına alınır.

Atıksu arıtımı, atık bertarafı ve atık geri kazanım tesisleri yapmak amacıyla belediyelerin hizmet birlikleri kurmaları halinde, bu hizmet birliklerine araştırma, etüt ve proje konularında Bakanlıkça teknik ve malî yardım yapılır. Tesis yapım projeleri ise bu Kanunun 18 inci maddesi çerçevesinde kredi veya yardım ile desteklenebilir. Kredi borcunun geri ödenmemesi durumunda 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre takip yapılır ve öncelikle 2380 sayılı Belediyelere ve İl Özel İdarelerine Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanunun ek 4 üncü maddesi hükümleri çerçevesinde ilgili belediyelerin İller Bankasındaki paylarından tahsil olunur. 

Arıtma ve bertaraf etme yükümlülüğüne tâbi tesis ve işletmeler ile yerleşim birimleri, bu yükümlülüğe istinaden kurulması zorunlu olan arıtma ve bertaraf sistemleri, atıksu arıtma ve ön arıtma sistemleri ile atıksu altyapı sistemlerinin kurulması, onarımı, ıslahı, işletilmesi ve harcamalara katkı paylarının belirlenmesi ile ilgili usûl ve esaslar Bakanlıkça yönetmeliklerle düzenlenir. Bu konuda diğer kanunlarla verilen yetkiler saklıdır.

Bu Kanunun uygulanmasını sağlamak üzere alınması gereken izinler ve bu izinlerin tâbi olacağı usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir.

Faaliyetleri nedeniyle çevreye olumsuz etkileri olabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler tarafından, faaliyetlerine ilişkin olası bir kaza durumunda, kazanın çevreye olumsuz etkilerini kontrol altına almak ve azaltmak üzere uygulanacak acil durum plânları hazırlanması zorunludur. Buna ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Bu plânlar dikkate alınarak Bakanlığın koordinasyonunda ilgili kurum ve kuruluşlarca yerel, bölgesel ve ulusal acil durum plânları hazırlanır.

Liman, tersane, gemi bakım-onarım, gemi söküm, marina gibi kıyı tesisleri; kendi tesislerinde ve gemi ve diğer deniz araçlarında oluşan petrollü, yağlı katı atıklar ve sintine, kirli balast, slaç, slop gibi sıvı atıklar ile evsel atıksu ve katı atıkların alınması, depolanması, taşınması ve bertarafı ile ilgili işlemleri ve tesisleri yapmak veya yaptırmakla yükümlüdürler. Buna ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

 

Denetim, bilgi verme ve bildirim yükümlülüğü ([6])

Madde 12 – (Değişik: 26/4/2006 – 5491/9 md.)

Bu Kanun hükümlerine uyulup uyulmadığını denetleme yetkisi Bakanlığa aittir. Gerektiğinde bu yetki, Bakanlıkça; il özel idarelerine, çevre denetim birimlerini kuran belediye başkanlıklarına, Denizcilik Müsteşarlığına, Sahil Güvenlik Komutanlığına, 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre belirlenen denetleme görevlilerine veya Bakanlıkça uygun görülen diğer kurum ve kuruluşlara devredilir. Denetimler, Bakanlığın belirlediği denetim usûl ve esasları çerçevesinde yapılır.

Askerî işyerleri, askerî bölgeler ve tatbikatların bu Kanun çerçevesindeki denetimi ve neticelerine ait işlemler; Genelkurmay Başkanlığı, Millî Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Bakanlık tarafından müştereken hazırlanacak yönetmeliğe göre yürütülür.

İlgililer, Bakanlığın veya denetimle yetkili diğer mercilerin isteyecekleri bilgi ve belgeleri vermek, yetkililerin yaptıracakları analiz ve ölçümlerin giderlerini karşılamak, denetim esnasında her türlü kolaylığı göstermek zorundadırlar.

            İlgililer, çevre kirliliğine neden olabilecek faaliyetleri ile ilgili olarak, kullandıkları hammadde, yakıt, çıkardıkları ürün ve atıklar ile üretim şemalarını, acil durum plânlarını, izleme sistemleri ve kirlilik raporları ile diğer bilgi ve belgeleri talep edilmesi halinde Bakanlığa veya yetkili denetim birimine vermek zorundadırlar.

Denetim, bilgi verme ve bildirim yükümlülüğüne ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

 

Tehlikeli kimyasallar ve atıklar ([7])

Madde 13 – (Değişik: 26/4/2006 – 5491/10 md.)

Tehlikeli kimyasalların belirlenmesi, üretimi, ithalatı, atık konumuna gelinceye kadar geçen süreçte kullanım alanları ve miktarları, etiketlenmesi, ambalajlanması, sınıflandırılması, depolanması, risk değerlendirilmesi, taşınması ile ihracatına ilişkin usûl ve esaslar ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Yönetmelik hükümlerine aykırı olarak piyasaya sürüldüğü tespit edilen tehlikeli kimyasallar ile bu kimyasalları içeren eşya, bunları satış ve kullanım amacıyla piyasaya süren kurum, kuruluş ve işletmelere toplattırılır ve imha ettirilir. Nakil ve imha için gereken masraflar ilgililerince karşılanır. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bu masraflar, ilgili kurum, kuruluş ve işletmelerden 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.

Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı bazı yakıtların, maddelerin, atıkların, tehlikeli kimyasallar ile bu kimyasalları içeren eşyaların ithalini, Bakanlığın görüşünü alarak yasaklayabilir veya kontrole tâbi tutabilir.

Tehlikeli atıkların ithalatı yasaktır.

Tehlikeli atıkların tanımı ile tehlikeli atıkların oluşum aşamasından itibaren toplanması, ayrılması, geçici ve ara depolanması, geri kazanılması, yeniden kullanılması, taşınması, bertarafı, bertaraf sonrası kontrolü, ihracatı, transit geçişi, ambalajlanması, etiketlenmesi, denetimi ve atık yönetim plânlarının hazırlanması ile ilgili usûl ve esaslar Bakanlıkça yayımlanacak yönetmelikle belirlenir.

Tehlikeli kimyasalların üretimi, satışı, depolanması, kullanılması ve taşınması faaliyetleri ile tehlikeli atıkların toplanması, taşınması, geçici ve ara depolanması, geri kazanımı, yeniden kullanılması ve bertarafı faaliyetlerinde bulunanlar, bu Kanun ile getirilen yükümlülükler açısından müteselsilen sorumludurlar. Sorumlular bu Kanunda belirtilen meslekî faaliyetleri nedeniyle oluşacak bir kaza dolayısıyla üçüncü şahıslara verebilecekleri zararlara karşı tehlikeli kimyasal ve tehlikeli atık malî sorumluluk sigortası yaptırmak zorunda olup, faaliyetlerine başlamadan önce Bakanlıktan gerekli izni alırlar. Sigorta yaptırma zorunluluğuna uymayan kurum, kuruluş ve işletmelere bu faaliyetler için izin verilmez.

Bu maddede öngörülen zorunlu malî sorumluluk sigortası, malî yeterliliklerine göre, Hazine Müsteşarlığınca belirlenen sigorta şirketleri tarafından ya da bağlı olduğu Bakanın onayı ile Hazine Müsteşarlığınca çıkarılacak bir yönetmelikle oluşturulacak bir havuz tarafından temin edilir. Havuzun yönetim ve işleyişi ile ilgili usûl ve esaslar da aynı yönetmelikle belirlenir. Havuz, sigorta ve/veya reasürans havuzu şeklinde oluşturulur. Kamu adına havuzda belirli bir payın korunmasına karar verilmesi hususunda Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakan yetkilidir. Havuzun başlangıç giderleri için geri ödenmek üzere Hazine Müsteşarlığı bütçesinden avans kullandırılabilir. Havuzun yükümlülükleri; prim gelirleri ve bunların getirileri, piyasalardan sağlayacağı reasürans ve benzeri korumalar ve ödeme gücüyle sınırlıdır.

Bakanlık, Hazine Müsteşarlığının uygun görüşünü almak kaydıyla, tehlikeli kimyasallar ve tehlikeli atıklarla ilgili faaliyetlerde bulunanların malî sorumluluk sigortası yaptırma zorunluluğunu, bu sigortaya ilişkin genel şartlar ile tarife ve talimatların yürürlüğe girmesinden itibaren en çok bir yıl ertelemeye yetkilidir.

Her bir sorumlu tarafından yaptırılacak malî sorumluluk sigortasına ilişkin sigorta genel şartları Hazine Müsteşarlığınca onaylanır. Malî sorumluluk sigortası tarife ve talimatları Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan tarafından tespit edilir. Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan tarifeyi serbest bırakmaya yetkilidir.

 

Gürültü:

Madde 14 – (Değişik: 26/4/2006 – 5491/11 md.)

Kişilerin huzur ve sükununu, beden ve ruh sağlığını bozacak şekilde ilgili yönetmeliklerle belirlenen standartlar üzerinde gürültü ve titreşim oluşturulması yasaktır.

Ulaşım araçları, şantiye, fabrika, atölye, işyeri, eğlence yeri, hizmet binaları ve konutlardan kaynaklanan gürültü ve titreşimin yönetmeliklerle belirlenen standartlara indirilmesi için faaliyet sahipleri tarafından gerekli tedbirler alınır.

 

Faaliyetlerin durdurulması:

Madde 15 – (Değişik: 26/4/2006 – 5491/12 md.)

Bu Kanun ve bu Kanun uyarınca yayımlanan yönetmeliklere aykırı davrananlara söz konusu aykırı faaliyeti düzeltmek üzere Bakanlıkça ya da 12 nci maddenin birinci fıkrası uyarınca denetim yetkisinin devredildiği kurum ve merciler  tarafından bir defaya mahsus olmak üzere esasları yönetmelikle belirlenen ve bir yılı aşmamak üzere süre verilebilir.

Faaliyet; süre verilmemesi halinde derhal, süre verilmesi durumunda, bu süre sonunda aykırılık düzeltilmez ise Bakanlıkça ya da 12 nci maddenin birinci fıkrası uyarınca denetim yetkisinin devredildiği kurum ve merciler tarafından kısmen veya tamamen, süreli veya süresiz olarak durdurulur. Çevre ve insan sağlığı yönünden tehlike yaratan faaliyetler süre verilmeksizin durdurulur.

Çevresel Etki Değerlendirmesi incelemesi yapılmaksızın başlanan faaliyetler Bakanlıkça, proje tanıtım dosyası hazırlanmaksızın başlanan faaliyetler ise mahallin en büyük mülkî amiri tarafından süre verilmeksizin durdurulur.

Süre verilmesi ve faaliyetin durdurulması, bu Kanunda öngörülen cezaların uygulanmasına engel teşkil etmez.

 

Tehlikeli hallerde faaliyetin durdurulması:

Madde 16 – (Mülga: 26/4/2006 – 5491/24 md.)

 

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM ([8])

Çevre Kirliliğini Önleme Fonu

Fonun kurulması ve fondan yararlanma:

Madde 17 – (Mülga: 21/2/2001 - 4629/6 md.)

Çevre katkı payı alınması, diğer gelirler ve bütçe ödenekleri([9])

Madde 18 – (Mülga: 21/2/2001 - 4629/6 md.; Yeniden düzenleme: 26/4/2006-5491/13 md.)

Çevre kirliliğinin önlenmesi, çevrenin iyileştirilmesi ve çevre ile ilgili yatırımların desteklenmesi amacıyla;

a) İthaline izin verilen kontrole tâbi yakıt ve atıkların CIF bedelinin yüzde biri ile hurdaların CIF bedelinin binde beşi oranında alınacak miktar,

b) Büyükşehir belediyeleri su ve kanalizasyon idarelerince tahsil edilen su ve kullanılmış suları uzaklaştırma bedelinin yüzde biri,

çevre katkı payı olarak tahsil edilir. Tahsil edilen bu tutarlar, ilgililerce en geç ertesi ayın onbeşine kadar ilgili mal saymanlıkları hesaplarına aktarılır ve bütçeye gelir kaydedilir.

Ayrıca, yurt içi ve yurt dışından temin edilecek her türlü hibe, yardım ve bağışlar ile kredi anapara geri dönüşleri ve kredi faizleri de tahsil edilerek, Çevre ve Orman Bakanlığı Merkez Saymanlık Müdürlüğü hesabına yatırılır ve bütçeye gelir kaydedilir.

Bu maddede sayılan gelirlerin tahsilatında 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır.

Bakanlar Kurulu (a) ve (b) bentlerinde yer alan oranları ayrı ayrı veya topluca sıfıra kadar indirmeye veya kanunî oranına kadar yükseltmeye yetkilidir.

Atıksu arıtımı, atık bertarafı ve katı atık geri kazanım tesislerinin gözetim, fizibilite, etüt, proje ve inşaat işlerinin kredi veya yardım suretiyle desteklenmesi ile çevre düzeni plânlarının yapımı, hava, su ve toprak kalitesinin ölçüm ve izleme ağının oluşturulması, gürültünün önlenmesi ile ilgili etüt ve projelerin desteklenmesi, acil müdahale plânlarının hazırlanması, Çevresel Etki Değerlendirmesi faaliyetleri, havza koruma plânı çalışmaları, biyolojik çeşitliliğin  korunması, çölleşme ve iklim değişikliği ile mücadele çalışmaları, stratejik çevresel değerlendirme, nesli tehlikede olan bitki ve hayvan türleri ile yaşama ortamlarının korunması, uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülüklerin karşılanması, çevre eğitimi ve yayını ile ilgili faaliyetler ve ihtisas komisyonları için yapılan harcamalar ile çevre kirliliğinin giderilmesi çalışmaları için Bakanlık bütçesine, yılı bütçe gelirleri içerisinde tahmin edilen yukarıdaki gelirler karşılığı ödenek öngörülür.

Yukarıda sayılan gelirlerin tahsili ve bütçede öngörülen ödeneklerin kullanımı ile ilgili usûl ve esaslar, Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

 

Fonun kullanılması:

Madde 19 – (Mülga: 21/2/2001 - 4629/6 md.)

 

BEŞİNCİ BÖLÜM

Cezai hükümler

İdari nitelikteki cezalar:

Madde 20 – (Değişik: 26/4/2006 – 5491/14 md.)

İdarî nitelikteki cezalar şunlardır:

a) Ek 4 üncü madde uyarınca emisyon ölçümü yaptırmayan motorlu taşıt sahiplerine 500 Türk Lirası, yönetmeliklerle belirlenen standartlara aykırı emisyona sebep olan motorlu taşıt sahiplerine 1.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir.

b) Hava kirliliği yönünden önemli etkileri nedeniyle kurulması ve işletilmesi yönetmelikle izne tâbi tutulan tesisleri, yetkili makamlardan izin almadan kuran ve işleten veya iznin iptal edilmesine rağmen kurmaya ve işletmeye devam eden veya bu tesislerde izin almaksızın sonradan değişiklik yapan veya yetkili makamların gerekli gördükleri değişiklikleri tanınan sürede yapmayanlara 24.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu tesislerde emisyon miktarları yönetmelikle belirlenen sınırları aşıyorsa 48.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir.

İzne tâbi tesisleri, aldıkları izin belgesinde veya yönetmeliklerde öngörülen önlemleri almadan veya yönetmeliklerde belirlenen emisyon standartlarına ve sınırlamalarına aykırı olarak işletenlere 24.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir.

c) Hava kirliliği yönünden kurulması ve işletilmesi izne tâbi olmayan tesislerin işletilmesi sırasında yönetmelikle belirlenen standartlara aykırı emisyona neden olanlara 6.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir.

Bu Kanunun ek 9 uncu maddesine aykırı davrananlara 2.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir.

Bu bendin birinci paragrafında öngörülen fiilin konutlarla ilgili olarak işlenmesi halinde verilecek ceza toplu veya ferdî ısıtılan konutlarda her bağımsız bölüm için 300 Türk Lirasıdır. Bu cezai sorumluluk toplu ısıtılan konutlarda yöneticiye, ferdî ısıtılan konutlarda ise konutu kullanana aittir.

d) Hava kirliliği yönünden özel önem taşıyan bölgelerde veya kirliliğin ciddi boyutlara ulaştığı zamanlarda ve yerlerde veya kritik meteorolojik şartlarda yönetmeliklerle öngörülen önlemleri almayan, yasaklara aykırı davranan ya da mahallî çevre kurullarınca bu konuda alınan kararlara uymayanlara bu maddenin (b) ve (c) bentlerinde öngörülen cezalar bir kat artırılarak verilir.

Bu fiilin konutlarla ilgili olarak işlenmesi halinde cezai sorumluluk bu maddenin (c) bendinin üçüncü paragrafına  göre tespit edilir.

e) Çevresel Etki Değerlendirmesi sürecine başlamadan veya bu süreci tamamlamadan inşaata başlayan ya da faaliyete geçenlere yapılan proje bedelinin yüzde ikisi oranında idarî para cezası verilir. Cezaya konu olan durumlarda yatırımcı faaliyet alanını eski hale getirmekle yükümlüdür.

Çevresel Etki Değerlendirmesi sürecinde verdikleri taahhütnameye aykırı davrananlara, her bir ihlal için  10.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir.

f) 11 inci maddeye göre kurulması zorunlu olan atık alım, ön arıtma, arıtma veya bertaraf tesislerini kurmayanlar ile kurup da çalıştırmayanlara 60.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir.

g) 12 nci maddede öngörülen  bildirim ve bilgi verme yükümlülüğünü yerine getirmeyenlere 6.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir.

h) Bu Kanunun 14 üncü maddesine göre çıkarılan yönetmelikle belirlenen önlemleri almayan veya standartlara aykırı şekilde gürültü ve titreşime neden olanlara, konutlar için 400 Türk Lirası, ulaşım araçları için 1.200 Türk Lirası, işyerleri ve atölyeler için 4.000 Türk Lirası, fabrika, şantiye ve eğlence gürültüsü için 12.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir.

ı) Bu Kanunda öngörülen yasaklara ve sınırlamalara aykırı olarak ülkenin egemenlik alanlarındaki denizlerde ve yargılama yetkisine tâbi olan deniz yetki alanlarında ve bunlarla bağlantılı sularda, tabiî veya sunî göller ve baraj gölleri ile akarsularda;

1) Petrol ve petrol türevleri (ham petrol, akaryakıt, sintine, slaç, slop, rafine ürün, yağlı atık vb.) tahliyesi veya deşarjı yapan tankerlerden, bin (dahil) gros tona kadar olanlar için gros ton başına 40 Türk Lirası, bin ilâ beşbin (dahil) gros ton arasında olanlara, bu miktar ve ilave her gros ton başına 10 Türk Lirası, beşbin gros tondan fazla olanlara ise, yukarıdaki miktarlar ve ilave her gros ton başına 100 Kuruş,

2) Kirli balast tahliyesi yapan tankerlerden bin (dahil) gros tona kadar olanlar için gros ton başına 30 Türk Lirası, bin ilâ beşbin (dahil) gros ton arasında olanlara bu miktar ve ilave her gros ton başına 6 Türk Lirası, beşbin gros tondan fazla olanlara ise, yukarıdaki miktarlar ve ilave her gros ton başına 100 Kuruş,

3) Petrol türevleri (sintine, slaç, slop, akaryakıt, yağlı atık vb.) veya kirli balast tahliyesi yapan gemi ve diğer deniz vasıtalarından bin gros tona kadar olanlar için gros ton başına 20 Türk Lirası, bin ilâ beşbin (dahil) gros ton arasında olanlara bu miktar ve ilave her gros ton başına 4 Türk Lirası, beşbin gros tondan fazla olanlara ise, yukarıdaki miktarlar ve ilave her gros ton başına 100 Kuruş,

4) Katı atık bırakan veya evsel atıksu deşarjı yapan tanker, gemi ve diğer deniz araçlarından bin (dahil) gros tona kadar olanlar için gros ton başına 10 Türk Lirası, bin ilâ beşbin (dahil) gros ton arasında olanlara bu miktar ve ilave her gros ton başına 2 Türk Lirası, beşbin gros tondan fazla olanlara ise, yukarıdaki miktarlar ve ilave her gros ton başına 40 Kuruş,

idarî para cezası verilir.

Tehlikeli madde ve atıkların deşarjı durumunda uygulanacak idarî para cezaları, petrol ve türevleri kategorisi esas alınarak on katı verilir.

Kirliliğin oluşmasını müteakip gemi veya deniz aracının kendi imkânları ile neden olduğu kirliliği giderdiğinin tespit edilmesi durumunda, idarî para cezası 1/3 oranında uygulanır.

Cezanın derhal ve defaten ödenmemesi veya bu hususta yeterli teminat gösterilmemesi halinde, gemiler ve götürülebilen diğer deniz vasıtaları en yakın liman yetkilisine teslim edilerek seyrüseferden ve faaliyetten men edilir. Banka teminat mektubu veya geminin bağlı olduğu kulüp sigortacısı tarafından düzenlenecek teminat mektubu teminat olarak kabul edilir.

Yabancı devlet egemenliği altındaki sularda bu devletlerin mevzuatının Türk bayraklı gemiler tarafından ihlali durumunda, ilgili devletin ceza uygulamaması ve Türkiye'nin cezalandırmasını talep etmesi durumunda bu Kanun hükümleri uygulanır.

Bu bendin birinci paragrafı dışında, bu Kanun ve bu Kanun uyarınca çıkarılan yönetmeliklere aykırı olarak ülkenin egemenlik alanındaki denizlere ve yargılama yetkisine tâbi olan deniz yetki alanlarına, içme ve kullanma suyu sağlama amacına yönelik olmayan sulara atık boşaltanlara 24.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir. Yukarıda öngörülen fiilin konutlarla ilgili olarak işlenmesi halinde her konut ve bağımsız bölüm için 600 Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu cezai sorumluluk, müstakil konutlarda konutu kullanana, diğer konutlarda ise yöneticiye aittir.

i) Bu Kanunun ek 8 inci maddesi uyarınca yürürlüğe konulan yönetmelik hükümlerine  aykırı davrananlara 1.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir.

j) Kanunda ve yönetmelikte öngörülen yasaklara veya standartlara aykırı olarak veya önlemleri almadan atıkları toprağa verenlere 24.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir.

Bu  fiilin konutlarla ilgili olarak işlenmesi halinde her konut ve bağımsız bölüm için 600 Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu cezai sorumluluk, müstakil konutlarda konutu kullanana, diğer konutlarda ise yöneticiye aittir.

k) Bu Kanunun 9 uncu maddesinin (a) bendinde belirtilen hususlara aykırı olarak biyolojik çeşitliliği tahrip edenlere, (d) bendi uyarınca ilan edilen Özel Çevre Koruma Bölgeleri için tespit edilen koruma ve kullanma esaslarına aykırı davrananlara ve (e) bendinin ikinci paragrafı uyarınca sulak alanlar için yönetmelikle belirlenen koruma ve kullanım usûl ve esaslarına aykırı davrananlar ile (f) bendinde belirlenen esaslara ve yasaklamalara aykırı davrananlara 20.000 Türk Lirası, (e) bendinin birinci paragrafına aykırı davrananlara 100.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir.

l) Bu Kanunun ek 1 inci maddesinin (c) bendine aykırı olarak anız yakanlara her dekar için 20 Türk Lirası idarî para cezası verilir. Anız yakma fiilinin orman ve sulak alanlara  bitişik yerler ile meskûn mahallerde işlenmesi durumunda ceza beş kat artırılır.

Bu Kanunun ek 1 inci maddesinin (d) bendi uyarınca tespit edilen esaslara aykırı olarak ülkenin egemenlik alanlarındaki denizlerden ve kazasına tâbi olan deniz yetki alanlarından, akarsular ve göller ile tarım alanlarından belirlenen esaslara aykırı olarak kum, çakıl ve benzeri maddeleri alanlara metreküp başına  120 Türk Lirası idarî para cezası verilir.

m) Bu Kanunun ek 2 nci maddesinde öngörülen çevre yönetim birimini kurmayanlara 6.000 Türk Lirası, çevre görevlisi bulundurmayanlara ya da Bakanlıkça yetkilendirilmiş firmalardan hizmet almayanlara 4.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir.

n) Bu Kanunun 9 uncu maddesi uyarınca belirlenen koruma esaslarına aykırı  olarak içme ve kullanma suyu koruma alanlarına, kaynağın kendisine ve bu kaynağı besleyen yerüstü ve yeraltı sularına, sulama ve drenaj kanallarına atık boşaltanlara 48.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir.

Bu fiilin konutlarla ilgili olarak işlenmesi halinde her konut ve bağımsız bölüm için 1.200 Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu cezai sorumluluk, müstakil konutlarda konutu kullanana, diğer konutlarda ise yöneticiye aittir.

Bu alanlarda Kanuna ve yönetmeliklere aykırı olarak yapılan yapılar 3194 sayılı İmar Kanununda belirlenen esaslara göre yıktırılır.

o) Bu Kanunun 11 inci maddesinde öngörülen acil durum plânlarını yönetmelikle belirlenen usûl ve esaslara uygun olarak hazırlamayan ve bu plânların uygulanması için gerekli tedbirleri almayan, ekip ve ekipmanları bulundurmayanlar ile yerel, bölgesel ve ulusal acil durum plânlarına uymayanlara 12.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir.

p) Bu Kanunun 13 üncü maddesinde öngörülen malî sorumluluk sigortasını yaptırmayanlara 24.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir.

r) Bu Kanunda ve yönetmeliklerde öngörülen usûl ve esaslara, yasaklara veya sınırlamalara aykırı olarak atık toplayan, taşıyan, geçici ve ara depolama yapan, geri kazanan, geri dönüşüm sağlayan, tekrar kullanan  veya bertaraf edenlere 24.000 Türk Lirası, ithal edenlere 60.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir.

s) Umuma açık yerlerde her ne şekilde olursa olsun çevreyi kirletenlere 100 Türk Lirası idarî para cezası verilir.

t) Tehlikeli atıkların her ne şekilde olursa olsun ülkeye girişini sağlayanlara ayrı ayrı 2.000.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir.

u) Tehlikeli atıkları ilgili mercilere ön bildirimde bulunmadan ihraç eden veya transit geçişini yapanlara 2.000.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir.

v) Bu Kanunda ve ilgili yönetmeliklerde öngörülen yasaklara veya sınırlamalara aykırı olarak tehlikeli atıkları toplayan, ayıran, geçici ve ara depolama yapan, geri kazanan, yeniden kullanan, taşıyan, ambalajlayan, etiketleyen, bertaraf eden ve ömrü dolan tehlikeli atık bertaraf tesislerini kurallara uygun olarak kapatmayanlara 100.000 Türk Lirasından 1.000.000 Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.

y) Tehlikeli kimyasallar ve bu kimyasalları içeren eşyayı bu Kanunda ve ilgili yönetmeliklerde belirtilen usûl ve esaslara, yasak ve sınırlamalara aykırı olarak üreten, işleyen, ithal ve ihraç eden, taşıyan, depolayan, kullanan, ambalajlayan, etiketleyen, satan ve satışa sunanlara, 100.000 Türk Lirasından 1.000.000 Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.

Bu maddenin (k), (l), (r), (s), (t), (u), (v) ve (y) bentlerinde öngörülen idarî para cezaları kurum, kuruluş ve işletmelere üç katı olarak verilir.

Bu maddede öngörülen ceza miktarlarını on katına kadar artırmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.

Bu maddenin uygulamasında Türk Ceza Kanunu ile diğer kanunların, fiilin suç oluşturması haline ilişkin hükümleri saklıdır.

 

Kuruluş ve işletmelere verilecek idari nitelikte cezalar:

Madde 21 – (Mülga: 26/4/2006 – 5491/24 md.)

 

Gemiler için verilecek cezalar:

Madde 22 – (Mülga: 26/4/2006 – 5491/24 md.)

 

Fiillerin tekrarı:

Madde 23 – (Değişik : 26/4/2006 – 5491/15 md.)

Bu Kanunda belirtilen idarî para cezaları, bu cezaların verilmesini gerektiren fiillerin işlenmesinden itibaren üç yıl içinde birinci tekrarında bir kat, ikinci ve müteakip tekrarında iki kat artırılarak verilir.

 

İdari cezalarda yetki:

Madde 24 – (Değişik: 26/4/2006 – 5491/16 md.)

Bu Kanunda öngörülen idarî yaptırım kararlarını verme yetkisiBakanlığa aittir.

Bu yetki, 12 nci maddenin birinci fıkrası uyarınca denetim yetkisinin devredildiği kurum ve merciler tarafından da kullanılır.

Bu Kanunda öngörülen idarî yaptırım kararları Bakanlık merkez teşkilâtında genel müdürler, taşra teşkilâtında il çevre ve orman müdürlerince verilir.

Bu Kanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca denetim yetkisi verilen kurum ve merciler tarafından verilen idarî para cezalarının yüzde ellisi, bu Kanun uyarınca yapılacak denetimlerle ilgili harcamaları karşılamak ve diğer çevre hizmetlerinde kullanılmak üzere bu kurumların bütçesine gelir kaydedilir, yüzde ellisi ise genel bütçeye gelir kaydedilir.

Bu Kanun uyarınca yapılacak denetimlerle ilgili harcamaları karşılamak ve diğer çevre hizmetlerinde kullanılmak üzere, Bakanlık bütçesine, genel bütçeye gelir kaydedilecek idarî para cezaları karşılığı gerekli ödenek öngörülür.

 

İdarî yaptırımların uygulanması, tahsil usûlü ve itiraz([10])

Madde 25 – (Değişik: 26/4/2006 – 5491/17 md.)

Bu Kanunda öngörülen idarî yaptırımların uygulanmasını gerektiren fiillerle ilgili olarak yetkili denetleme elemanlarınca bir tutanak tanzim edilir. Bu tutanak denetleme elemanlarının bağlı bulunduğu ve idarî yaptırım kararını vermeye yetkili mercie intikal ettirilir. Bu merci, tutanağı değerlendirerek gerekli idarî yaptırım kararını verir. İdarî yaptırım kararı, 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre idarî yaptırım kararını veren merci tarafından ilgiliye tebliğ edilir.

 

İdarî yaptırım kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde idare mahkemesinde dava açılabilir. Dava açmış olmak idarece verilen cezanın tahsilini durdurmaz.

İdarî para cezalarının tahsil usûlü hakkında 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri uygulanır.

Ceza vermeye yetkili kurum ve merciler tarafından tahsil edilen idarî para cezaları, Maliye Bakanlığından izin alınarak Bakanlıkça bastırılan ve dağıtılan makbuz karşılığında tahsil edilir.

Bu Kanuna göre verilecek idarî para cezalarında ihlalin tespiti ve cezanın kesilmesi usûlleri ile ceza uygulamasında kullanılacak makbuzların şekli, dağıtımı ve kontrolüne ilişkin usûl ve esaslar Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle  belirlenir.

 

Adlî nitelikteki cezalar([11])

Madde 26 – (Değişik: 26/4/2006 – 5491/18 md.)

Bu Kanunun 12  nci maddesinde öngörülen bildirim ve bilgi verme yükümlülüğüne aykırı olarak yanlış ve yanıltıcı bilgi verenler, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Bu Kanunun uygulanmasında yanlış ve yanıltıcı belge düzenleyenler ve kullananlar hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümleri uygulanır.

Bu maddeye göre yargıya intikal eden çevresel etki değerlendirmesine ilişkin ihtilaflarda çevresel etki değerlendirmesi süreci yargılama sonuna kadar durur.

 

Diğer kanunlarda yazılı cezalar:

Madde 27 – Bu Kanunda yazılı fiiller hakkında verilecek idari nitelikteki cezalar, bu fiiller için diğer kanunlarda yazılı cezaların uygulanmasına engel olmaz.

 

ALTINCI BÖLÜM

Çeşitli Hükümler

Kirletenin sorumluluğu:

Madde 28 – (Değişik: 3/3/1988 - 3416/8.md.)

Çevreyi kirletenler ve çevreye zarar verenler sebep oldukları kirlenme ve bozulmadan doğan zararlardan dolayı kusur şartı aranmaksızın sorumludurlar.

Kirletenin, meydana gelen zararlardan ötürü genel hükümlere göre de tazminat sorumluluğu saklıdır.

(Ek fıkra: 26/4/2006 – 5491/19 md.) Çevreye verilen zararların tazminine ilişkin talepler zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren beş yıl sonra zamanaşımına uğrar.

 

Teşvik:

Madde 29 – (Değişik birinci fıkra: 26/4/2006 – 5491/20 md.) Çevre kirliliğinin önlenmesi ve giderilmesine ilişkin faaliyetler teşvik tedbirlerinden yararlandırılır. Bu amaçla her yılın başında belirlenen teşvik sistemine Bakanlığın görüşü alınmak sureti ile Hazine Müsteşarlığınca yeni esaslar getirilebilir.

(Ek fıkra: 26/4/2006 – 5491/20 md.) Arıtma tesisi kuran, işleten ve yönetmeliklerde belirtilen yükümlülükleri yerine getiren kuruluşların arıtma tesislerinde kullandıkları elektrik enerjisi tarifesinin, sanayi tesislerinde kullanılan enerji tarifesinin yüzde ellisine kadar indirim uygulamaya Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu yetkilidir.      

Teşvik tedbirleri ile ilgili esaslar yönetmelikle belirlenir. Bu Kanunda belirlenen cezalara neden olan fiilleri işleyen gerçek ve tüzelkişiler, verilen süre içinde söz konusu yükümlülüklerini yerine getirmedikleri takdirde bu maddede yazılı teşvik tedbirlerinden yararlanamazlar ve daha önce kendileri ile ilgili olarak uygulanmakta olan teşvik tedbirleri durdurulur.

 

Bilgi edinme ve başvuru hakkı([12])

Madde 30 – (Değişik: 26/4/2006 – 5491/21 md.)

Çevreyi kirleten veya bozan bir faaliyetten zarar gören veya haberdar olan herkes ilgili mercilere başvurarak faaliyetle ilgili gerekli önlemlerin alınmasını veya faaliyetin durdurulmasını isteyebilir.

Herkes, 9/10/2003 tarihli ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında çevreye ilişkin bilgilere ulaşma hakkına sahiptir. Ancak, açıklanması halinde üreme alanları, nadir türler gibi çevresel değerlere zarar verecek bilgilere ilişkin talepler de bu Kanun kapsamında reddedilebilir.

 

Yönetmelikler:

Madde 31 – (Değişik: 3/3/1988 - 3416/9 md.)

Bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak çıkarılacak yönetmelikler, ilgili Bakanlıkların görüşü alınarak Bakanlıkça hazırlanır. Kanunun yürürlüğe girmesinden başlayarak en geç beş ay içinde Resmi Gazede yayımlanarak yürürlüğe konulur.([13])

 

Uygulanmayacak Hükümler

Madde 32 – (Değişik: 3/3/1988 - 3416/10  md.)

Bu Kanuna göre yürürlüğe konulacak yönetmeliklerin yayımından itibaren deniz kirliliğinin önlenmesi hususunda 618 sayılı Limanlar Kanununun 4 ve 11 inci maddeleri gereği yürürlükte bulunan ceza hükümleri ile 1380 sayılı Su Ürünleri Kanununun 3288 sayılı Kanunla değişik geçici 1 inci maddesi hükümleri uygulanmaz.

Ek Madde –(Ek: 4/6/1986 - 3301/6 md.; Mülga: 26/4/2006 – 5491/24 md.)

Ek Madde 1 – (Ek: 26/4/2006 – 5491/23 md.)

Toprağın korunmasına ve kirliliğinin önlenmesine  ilişkin esaslar şunlardır:

a) Toprağın korunmasına ve kirliliğinin önlenmesine, giderilmesine ilişkin usûl ve esaslar ilgili kuruluşların görüşleri alınarak Bakanlıkça çıkarılacak  yönetmelikle belirlenir.

b) Taşocağı ve madencilik faaliyetleri, malzeme ve toprak temini için arazide yapılan kazılar, dökümler ve doğaya bırakılan atıklarla bozulan doğal yapının yeniden kazanılmasına ilişkin usûl ve esaslar ilgili kuruluşların görüşleri alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

c) Anız yakılması, çayır ve mer'aların tahribi ve erozyona sebebiyet verecek her türlü faaliyet yasaktır. Ancak, ikinci ürün ekilen yörelerde valiliklerce hazırlanan eylem plânı çerçevesinde ve valiliklerin sorumluluğunda kontrollü anız yakmaya izin verilebilir.

d) Ülkenin egemenlik alanlarındaki denizlerden, akar ve kuru dere yataklarından, göl yataklarından ve tarım arazilerinden kum, çakıl ve benzeri maddelerin alınması ile ilgili esaslar ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Ek Madde 2 – (Ek: 26/4/2006 – 5491/23 md.)

Faaliyetleri sonucu çevre kirliliğine neden olacak veya çevreye zarar verecek kurum, kuruluş ve işletmeler çevre yönetim birimi kurmak, çevre görevlisi istihdam etmek veya Bakanlıkça yetkilendirilmiş kurum ve kuruluşlardan bu amaçla hizmet satın almakla yükümlüdürler. Bu konuyla ilgili usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Ek Madde 3 – (Ek: 26/4/2006 – 5491/23 md.)

Bakanlık, yönetmelikte belirtilen koşulları taşıyanları çevre gönüllüsü olarak görevlendirebilir. Bu görev için ilgililere herhangi bir ücret ödenmez.

Görevini kötüye kullandığı tespit edilen çevre gönüllülerinin bu görevleri sona erdirilir.

Çevre gönüllülerinin çalışma ve eğitimlerine ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Ek Madde 4 – (Ek: 26/4/2006 – 5491/23 md.)

Motorlu taşıt sahipleri, egzoz emisyonlarının yönetmelikle belirlenen standartlara uygunluğunu belgelemek üzere egzoz emisyon ölçümü yaptırmak zorundadırlar. Trafikte seyreden taşıtların egzoz emisyon ölçümleri ve standartları ile ilgili usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Motorlu taşıt üreticileri de üretim aşamasında yönetmelikle belirlenen emisyon standartlarını sağlamakla yükümlüdür.

Ek Madde 5 – (Ek: 26/4/2006 – 5491/23 md.)

Bakanlık, bu Kanunla öngörülen ölçme, izleme ve denetleme faaliyetleri ile çevre sorunlarının çözümüne yönelik diğer faaliyetleri yerine getirmek üzere gerekli kurumsal altyapıyı oluşturur.

Ek Madde 6 –(Ek: 26/4/2006 – 5491/23 md.)

Hava kalitesinin korunması ve hava kirliliğinin önlenmesi için, ulusal enerji kaynakları öncelikli olmak üzere, Bakanlıkça belirlenen standartlara uygun temiz ve kaliteli yakıtların ve yakma sistemlerinin üretilmesi ve kullanılması zorunludur. Standartlara uygun olmayan yakma sistemi ve yakıt üretenlere ruhsat verilmez, verilenlerin ruhsatları iptal edilir.

Bakanlıkça, belirlenen temiz hava politikalarının il ve ilçe merkezlerinde uygulanması ve hava kalitesinin izlenmesi esastır.

Hava kalitesinin belirlenmesi, izlenmesi ve ölçülmesine yönelik yöntemler, hava kalitesi sınır değerleri ve bu sınır değerlerin aşılmaması için alınması gerekli önlemler ile kamuoyunun bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesine ilişkin çalışmalar Bakanlıkça yürütülür. Bu çalışmalara ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Ek Madde 7 – (Ek: 26/4/2006 – 5491/23 md.)

Bakanlık, çevre ile ilgili olarak gerekli gördüğü her türlü veri ve bilgiyi, kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerden doğrudan istemeye yetkilidir. Kendilerinden veri ve bilgi istenen tüm kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişiler bu veri ve bilgileri bedelsiz olarak ve talep edilen sürede vermekle yükümlüdür.

Ek Madde 8 – (Ek: 26/4/2006 – 5491/23 md.)

İyonlaştırıcı olmayan radyasyon yayılımı sonucu oluşan elektromanyetik alanların çevre ve insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin önlenmesi için usûl ve esaslar, ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Ek Madde 9 –  (Ek: 26/4/2006 – 5491/23 md.)

Kokuya sebep olan emisyonların, yönetmelikle belirlenen sınır değerlerin üzerinde çevreye verilmesi yasaktır. Kokuya sebep olanlar, koku emisyonlarının önlenmesine ilişkin tedbirleri almakla yükümlüdür. Buna ilişkin idarî ve teknik usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Geçici Madde 1 – (2872 sayılı Kanunun numarasız geçici maddesi olup teselsül için numaralandırılmıştır.)

Bu Kanunda belirtilen ilgili yönetmelikler yürürlüğe konuluncaya kadar gemiler ve diğer deniz taşıt araçlarına 618 sayılı Limanlar Kanununun hükümlerine göre denizlerin kirletilmesi ile ilgili olarak yapılan ceza uygulamasına devam olunur.

Geçici Madde 2 – (Ek: 3/3/1988 - 3416/11.md.)

Bu Kanunun 12 ve 13 üncü maddelerinde belirtilen ilgili yönetmelikler yürürlüğe konuluncaya kadar, her türlü yakıt, atık, artık ve kimyasal maddenin ithali Çevre Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Devlet Bakanının onayına tabidir.

 

Yürürlük:

Madde 33 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

 

Yürütme:

Madde 34 – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

 

 

 

 

 

 

9/8/1983 TARİH VE 2872 SAYILI ANA KANUNA İŞLENEMEYEN GEÇİCİ MADDELER

1 - 3/3/1988 tarih ve 3416 sayılı Kanunun Geçici Maddesi:

Geçici Madde 1 – Bu Kanunun 6 ncı maddesiyle değiştirilen 2872 sayılı Çevre Kanununun 18 inci maddesinin (b) bendi gereğince Fona ödenmesi gereken meblağ, 1986 yılı için on lira üzerinden alınır.

2 – 26/4/2006 tarihli ve 5491 sayılı Kanunun Geçici Maddeleri:

Geçici Madde 1 – Bu Kanun uyarınca ilgili bakanlıkların görüşü alınmak suretiyle Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikler bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren en geç bir yıl; Hazine Müsteşarlığı tarafından tespit edilecek sigorta genel şartları ile Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakan tarafından onaylanacak tarife ve talimatlar bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren en geç bir yıl içinde yayımlanır.

Geçici Madde 2 – Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte faal durumda olan  işletmelere bu Kanun ve yönetmeliklerle getirilen ek yükümlülüklerin gerçekleştirilmesi için, yönetmeliklerin yayımlanmasından sonra, Bakanlıkça bir yıla kadar süre verilebilir.

2872 sayılı Çevre Kanununun 9 uncu maddesinin (h) bendine aykırı tesisler, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içerisinde kapatılır.

Geçici Madde 3 – Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği hükümlerine tâbi olduğu halde, yükümlülüklerini yerine getirmeyenlerden, halihazırda yer seçimi uygun olanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde, ilgili yönetmelikler çerçevesinde gerekli yükümlülüklerini yerine getirdiklerini gösterir çevresel durum değerlendirme raporunu hazırlayarak Bakanlığa sunar. İlgili yönetmeliklerde belirlenen şartları sağlayanlar başvuru tarihinden itibaren altı ay içinde karara bağlanır.

Çevresel durum değerlendirme raporunu altı ay içinde Bakanlığa sunmayan ya da raporun Bakanlığa sunulmasından itibaren altı ay içerisinde gerekli çevre koruma önlemlerini almayan faaliyetler Bakanlıkça süre verilmeksizin durdurulur.

Yürürlükteki mevzuat uyarınca yer seçimi uygun olmayan faaliyetler için ilgili mevzuat hükümlerinin uygulanması esastır.

Geçici Madde 4 – Atıksu arıtma ve evsel nitelikli katı atık bertaraf tesisini kurmamış belediyeler ile, halihazırda faaliyette olup, atıksu arıtma tesisini kurmamış organize sanayi bölgeleri, diğer sanayi kuruluşları ile yerleşim birimleri, bu tesislerin kurulmasına ilişkin iş termin plânlarını bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde Bakanlığa sunmak ve aşağıda belirtilen sürelerde işletmeye almak zorundadır.

İşletmeye alma süreleri, iş termin plânının Bakanlığa sunulmasından itibaren; belediyelerde nüfusu, 100.000’den fazla olanlarda 3 yıl, 100.000 ilâ 50.000 arasında olanlarda 5 yıl, 50.000 ilâ 10.000 arasında olanlarda 7 yıl, 10.000 ilâ 2.000 arasında olanlarda 10 yıl, organize sanayi bölgeleriyle bunların dışında kalan endüstri tesislerinde  ve atıksu üreten her türlü tesiste 2 yıldır.

Halen inşaatı devam eden atıksu arıtma ve katı atık bertaraf tesisleri için iş termin plânı hazırlanması şartı aranmaz. Tesisin işletmeye alınma süresi  bu maddede belirlenen işletmeye alınma sürelerini geçemez.

Belediyeler, organize sanayi bölgeleri, diğer sanayi kuruluşları ile yerleşim yerleri bu hükümden yararlanmak için bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren üç ay içinde Bakanlığa başvurmak zorundadır.

Bu Kanunun 8 inci maddesi ile atıksu altyapı sistemlerinin ve katı atık bertaraf tesisleri kurma yükümlülüğü verilen kurum ve kuruluşların, bu yükümlülüklerini, bu maddede belirtilen süre içinde yerine getirmemeleri halinde; belediyelerde nüfusu 100.000’den fazla olanlara 50.000 Türk Lirası, 100.000 ilâ 50.000 arasında olanlara 30.000 Türk Lirası, 50.000 ilâ 10.000 arasında olanlara 20.000 Türk Lirası, 10.000 ilâ 2.000 arasında olanlara 10.000 Türk Lirası, organize sanayi bölgelerinde 100.000 Türk Lirası, bunların dışında kalan endüstri tesislerine ve atıksu üreten her türlü tesise 60.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir.

Geçici Madde 5 – Bu Kanuna ekli (1) sayılı listede gösterilen kadrolar iptal edilerek, 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Çevre ve Orman Bakanlığına ilişkin bölümünden çıkartılmış, ekli (2) sayılı listede gösterilen kadrolar ise ihdas edilerek, 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Çevre ve Orman Bakanlığına ilişkin bölümüne eklenmiştir.

Geçici Madde 6 – Bu Kanunda geçen Türk Lirası ibaresi karşılığında, uygulamada 28/1/2004 tarihli ve 5083 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanun hükümlerine göre Ülkede tedavülde bulunan para "Yeni Türk Lirası" olarak adlandırıldığı sürece bu ibare kullanılır.

2872 SAYILI KANUNDA EK VE DEĞİŞİKLİK YAPAN MEVZUATIN

YÜRÜRLÜKTEN KALDIRDIĞI KANUN VE HÜKÜMLERİ

GÖSTERİR LİSTE

 

Yürürlükten Kaldıran Mevzuatın Yürürlükten Kaldırılan

Kanun veya Kanun Hükümleri

Tarihi

Sayısı

Maddesi

2872 sayılı Kanun 4, 5, 6, 7 nci maddeleri ve diğer Kanunların bu KHK'ye aykırı hükümleri

8/6/1984

KHK-222

30

2872 sayılı Kanunun 5 inci maddesi

13/3/1990

KHK-409

12

2872 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi

9/8/1991

KHK-443

43

 

 

 

2872 SAYILI KANUNA EK VE DEĞİŞİKLİK GETİREN MEVZUATIN

YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ TARİHİNİ GÖSTERİR LİSTE

 

Kanun No

Farklı tarihte yürürlüğe giren maddeler

Yürürlüğe Giriş Tarihi

KHK-222

-

18/6/1984

3301

-

19/6/1986

3362

-

26/5/1987

3416

-

11/3/1988

KHK-409

-

10/4/1990

KHK-443

-

21/8/1991

4629

-

1/1/2002 tarihinden geçerli olmak üzere 3/3/2001 tarihinde

5177

10

5/6/2004

5216

24

23/7/2004

5491

1, 2, 3, 4, 5, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 18, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 28, 29, 30, 31, Ek Madde, 1,2,3,4,5,6,7,8,9, İşlenemeyen Hüküm

Geçici Madde 1,2,3,4,5 ve 6

13/5/2006

 

 

 


([1]) 19/10/1989 tarih ve 383 sayılı KHK'nin 25 inci maddesi; bu Kanun ile Çevre Müsteşarlığına verilen yetkilerin, Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığına geçeceğini hüküm altına almıştır.

([2]) 9/8/1991 tarih ve 443 sayılı KHK'nin geçici 1 inci maddesi ile çeşitli mevzuatta geçen "Çevre Müsteşarlığı" ve "Çevreden Sorumlu Devlet Bakanlığı" ibareleri "Çevre Bakanlığı", "Çevreden Sorumlu Devlet Bakanı" ve "Çevre Müsteşarı" ibareleri "Çevre Bakanı" olarak değiştirilmiştir.

([3]) 26/4/2006 tarihli ve 5491 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle ikinci bölüm başlığı “Merkezi ve Mahalli İdari Bölümleri ve Görevleri”, 4 üncü madde başlığı “Merkez Çevre Kurulu” iken metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

([4]) Bu madde başlığı “Çevre Korunması” iken, 26/4/2006 tarihli ve 5491 sayılı Kanunun 6 ncı maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

([5]) Bu madde başlığı "İşletme izni ve haber verme yükümlülüğü:” iken,  26/4/2006 tarihli ve 5491 sayılı  Kanunun 8 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

([6]) Bu madde başlığı "Denetim" iken, 26/4/2006 tarihli ve 5491 sayılı Kanunun 9 uncu maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

([7]) Bu madde başlığı”Zararlı kimyasal maddeler:” iken, 26/4/2006 tarihli ve 5491 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

([8]) Bu madde başlığı”Zararlı kimyasal maddeler:” iken, 26/4/2006 tarihli ve 5491 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

([9]) Bu madde başlığı "Fonun gelirleri" iken, 26/4/2006 tarihli ve 5491 sayılı Kanunun 13 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

 

([10]) Bu madde başlığı "İdari cezalara itiraz:" iken, 26/4/2006 tarihli ve 5491 sayılı Kanunun 17 nci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

([11]Bu madde başlığı "Mahkemece verilecek cezalar:" iken, 26/4/2006 tarihli ve 5491 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.        

([12]) Bu madde başlığı "İdari makamlara başvurma:" iken, 26/4/2006 tarihli ve 5491 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

([13]) 26/4/2006 tarihli ve 5491 sayılı Kanunun 22 nci maddesiyle bu maddede yeralan “Çevre Genel Müdürlüğünce” ibaresi “Bakanlıkça” olarak değiştirilmiş ve  metne işlenmiştir.


KENTİÇİ ULAŞIMI VE ÇEVRE SORUNLARI



A) KENTİÇİ ULAŞIM VE İLİŞKİN ÇEVRE SORUNLARININ TANIMI

A.1. KENTİÇİ ULAŞIMIN TANIMI.
Ulaşım, çeşitli arazi kullanımlarının birbirleri ile ilişkilerini kuran bağlayıcı, ulaştırma ise bu bağlayıcının niteliksel ve niceliksel durumudur. Burada bağlayıcılık, hem bağlantıları sağlama (iletişim), hemde istenen bağlantıları yeterli biçimde güçlendirme (tutkal) anlamındadır. Dolayısı ile, "iletişim" ve "tutkal"ın gücü oranında aktivitelerin ilişkileri sağlanacak, bağlantılar kurularak, geliştirilecektir.

Ulaşım aynı zamanda bir arazi kullanım biçimidir. Kentlerimizde ulaşım mekanlarıiçin ayrılan kullanım yüzeyi, yerleşme toplam yüzeyinin % 20 ile % 40'ı arasında değişmektedir. Gelecekte, diğer iletişim sistemlerinin gelişmeleri ile belki ulaşım içinayrılan yüzeyde azalma sağlanabilecektir. Ancak ülkemizde bugünkü koşullar altında,değerli kentsel toprakların en etken ve verimli kullanılabilmeleri doğrultusunda ve diğer kentiçi ulaşım kararlarının, planların bu etkenliği ve verimliliği de sağlayacak biçimde ulaşım sistemlerini ve ulaşım donatısını irdelemeleri ve kararlaştırmaları gerekmektedir.

Ulaşım "alt yapı" ve "üst yapı" olarak iki yapıya sahiptir. Ulaşım alt yapısının en önemli öğeleri yollar, her türlü taşıt depolama, aktarma alanları, terminal alanları, duraklar ve istasyonlar, üst yapısının en önemli öğeleri ise taşıtlar ve trafiktir. Burada yol hem yaya, hem de taşıt türlerine göre ayrı ayrı yapım özelliği gösteren yolların tamamını kapsamaktadır. Trafik deyimi ise, hem taşıt hem de yaya trafiğini içermektedir. Kentsel bir yol ise taşıtlar için ve yayalar için ayrılmış bölümleri, yani platform ve kaldırımı ile bir bütündür, dolayısı ile üzerinde her iki trafik birden yer almaktadır.

Ulaşım alt yapısı aynı zamanda denetim ve yönetim işlevlerine ilişkin ışıklı trafik işaretleri ve bunların birbirleri ile ilişkilendirilmesini, trafik adaları gibi kanallama öğelerini, elektrikli sistemlerde olduğu gibi güç istasyonları ve alt istasyonlarını, köprü vb. sanat yapılarını ve diğer teknik ögeleri de kapsamaktadır.

 


A.2. KENTİÇİ ULAŞIM İLİŞKİN ÇEVRE SORUNLARININ TANIMI

Kentsel ekolojik yaklaşımlar çerçevesinde iki kuşak çevre sorunu tanımlanmaktadır. Bunlar:

i. 1. kuşak sorunlar,
ii. 2. kuşak sorunlar'dır.

1. kuşak sorunlar, yerel düzeyde sağlık, hijyen sorunları olarak, daha üst düzeylerde ise kentsel veya kent bölgesel çevre sorunu olarak ortaya çıkmaktadır. Yerselleşme özelliği bulunduğundan bu algılanabilirliği dolayısı ile konvansiyonel olarak ulaşım sorunları bunlardan ibaret olarak görülmüştür. Trafik sıkışıklığı bu tip sorunlara örnek oluşturur.

2. kuşak sorunlar ise, taşıt trafiğinden ortaya çıkan emisyonlar, tüketici ve tüketim oranı ilişkin, kentsel fizik mekanda dağınık ancak çok sayıda kirleticinin oluşturduğu çevre sorunlarıdır.

Bu sorunlara karşı alınacak önlemler ise, 1. kuşak sorunlar için sorun giderici önlemler, buna karşılık 2. kuşak sorunlar için sorunun ortaya çıkmasını önleyici önlemler olmaktadır.



B. MEVCUT DURUMUN TESBİTİ VE DARBOĞAZLAR

Buhar gücünün bulunup sanayiye uygulanmasından sonraki en büyük teknolojik gelişmelerden birisi petrolün günlük yaşantının çeşitli dallarında kullanılması olmuştur. Ülkemizde de Cumhuriyet döneminde ve takip eden yıllarda çok ileri bir görüşün uygulaması olarak tüm ülke demiryolu ağıyla örülmüş olmasına rağmen 1950'li yıllardan itibaren karayolu ağı hızlı bir şekilde gelişmeye başlamıştır. Kapıdan kapıya hizmet vermesi yüzünden karayolu ağı tercih edilmeye hızlı bir şekilde devam ederken, demiryolları ise desteklenmediği veya gözardı edildiği için herhangi bir gelişme gözlenememiştir. 1950'li yıllarda Karayolları Teşkilatının oluşturulmasından itibaren başlatılan ivme günümüze kadar artarak gelmiş ve gerek yolcu gerekse yük taşınımının hemen hemen tamamı karayolu ile gerçekleştirilir duruma gelinmiştir.Karayolu ağının gelişimini sürdürmesinin nedenlerini başlıklar halinde aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz.

a)Karayolunun kapıdan kapıya hizmet vermesi,

b)Kentiçi raylı sistem projelerinin, geliştirilmesini temin edecek kararlar alınmış olmasına rağmen, uygulamada geç kalınmış olması,

c) Karayolu gelişiminin devlet politikası olarak desteklenmesinin kentiçi ulaşımına da yansıması,

d)Temin edilecek çeşitli faydaları gözardı ederek sadece yüksek yatırım maliyetlerini gözönüne alan ve demiryolunu ikinci plana itip karayolunu destekleyen düşüncenin kentiçi ulaşımında da son zamanlara kadar etken olması,

e)Karayollarındaki gelişimin takip edilmesini destekleyen; fakat demiryollarında aynı hoşgörüyü ve takipçiliği sergilemeyen merkezi yönetimlerin gelmiş olması,

f)Bireysel taşımacılık dolayısı ile binek otosu odaklı ulaşımın, toplu taşıma yeğlenmesi sonunda, kentiçi karayolu ağının toplu taşıma göre düzenlenmesinde geç kalınması,

Ulaşımla ilgili olarak ülkemizde yaşanan sorunların temelinde, güçlüklerle hazırlanmış kentsel ulaşım planlarına uyulmaması, daha da önemlisi planlara, programlara yansıtılmamasıdır. Örnek olarak Büyükşehirlerde Kentsel Ulaşım ana planları hazırlanmasına rağmen, alınan kararlar doğrultusunda uygulama yönlendirilmediği için başarı elde edilememiştir. Kısaca alınan kararların sadece kağıt üzerinde kalıp uygulamayı yönlendirecek boyuta getirilememiş olması, bu konuda yaşanan sorunların en önemli nedenini oluşturmaktadır.

Ulaşım ve trafik konusunda merkezi yönetimle birlikte, yerel yönetimlerde de konu ile ilgili gerekli bilgi düzeyine ve hassasiyete sahip teknik elemanların az sayıda olması veya yöneticilerin bu konuya gereken önemi vermemeleri ulaşım konusunun ülkemiz kentlerinin büyük bir sorunu haline gelmesinde rol oynamıştır.

Kentsel alanlar içerisindeki trafiğin düzenli ve güvenli bir şekilde gerçekleşmesini temin etmek amacıyla, hazırlanan ulaşım planları, ülkemizdeki siyasi sistemin işleyişi
bağlamında, siyasi terrcihlerin gerisinde kaldığı için yerel yönetimlerde ulaşım, birikimli bir sorun haline gelmiştir.

Ticari taşıtlar, özel toplu taşım hatları, otoparklar, sinyal düzenlemeleri, yaya-taşıt trafik düzenlemeleri gibi konularda yerel yönetimlerin çeşitli sebeplerden dolayı tam kontrolü sağlayamaması bu konudaki bir diğer sorunu teşkil etmektedir.

Ulaşım ve bunun üst yapısı olan trafik konusunda merkezi yönetim ile yerel yönetimlerin gerekli işbirliğini sağlamaması da bu konudaki başarısız sonuçların önemli bir nedenini oluşturmuştur.
Gelişmekte olan kentlerde ulaşım sorunları ülkemiz genelinde kent planları hazırlanırken bir ulaşım planı çalışmasının nadiren yapılması nedeniyle kentiçi trafiği giderek içinden çıkılması zor, esaslı çözüm bekleyen bir durum halini almıştır. Ancak, planlanmış ve gelişmeye ayak uydurabilecek toplu taşım sistemlerinin desteklenmesi yerine bireysel taşımacılığın ön plana çıkarılarak, özendirilmesi problemi daha da zorlaştırmaktadır.

Buna ek olarak, gelişmesini hızlı nüfus artışı olarak gösteren kentlerde iş potansiyelinin de etkisi ile göç oranının yüksek oluşu ve bireysel araç kullanımına talebin çok artması, ulaşımda plansızlığın etkisini giderek hissettirmeye başlamıştır.

Trafiğe kayıtlı taşıt sayılarına, yolculuk taleplerine ve otopark kapasitelerine (açık-katlı otopark) bakıldığında giderek artan bir otopark sıkıntısı olduğu ve bu konuda ciddi bir otopark politikası geliştirilmediği de gözlenmektedir.

Yolların altyapı yetersizliği, bireysel taşıt kullanımının artışı, trafik yoğunluğu ile yaya ve sürücü hatalarından kaynaklanan trafik kazaları sonucu, önemli can ve mal kayıpları meydana gelmektedir.

Kentiçi yollarda kaldırım genişlikleri ve yükseklikleri belirlenirken insan faktörü ön planda tutulmamakta; dar ve yüksek kaldırımlar ile buralara park eden taşıtlar yayaları büyük sıkıntıya sokmakta, hatta yürüme ve diğer engelli vatandaşlarımızın buraları kullanmaları (araçlı yada araçsız) herhangi bir kişinin yardımı olmaksızın olanaklı gözükmemektedir.

Kentiçi ulaşımında özellikle düşük gelirli grupların ve engellilerin tercihi toplu taşım araçlarıdır. Ancak mevcut toplu taşım araçlarının fiziki yapısı, özürlülerin kullanımına uygun olmadığı için özürlüler, özel ulaşım araçlarını (taksi, özel otomobil vb.) kullanmak zorunda kalmaktadırlar.Aynı şekilde fiziki çevre ve ulaşımın alt yapısı da (yaya, eş düzey, alt-üst geçitleri, kaldırımlar, işaretleme, sinyalizyon, terminaller, duraklar, otoparklar, vb.) pek çok kentli yanında özellikle özürlüler için erişebilirlik özelliklerini taşımamaktadır.

Kavşaklardaki yanlış düzenlemeler, sinyalizasyon sisteminde mevcut devre sürelerinin optimum değerler olmaması sonucu kavşaklardaki trafik akımının kontrolünde taşıtlar için gecikme durumu ve kuyruklanmalar görülmekte, yaya geçişleri rahat ve denetimli olamamaktadır.

Kentiçi ulaşımda planlamadan uygulamaya, işletme ve denetime kadar çok sayıda kurum ve otorite söz sahibi olup yetkiler dağılmıştır. Bu durum her geçen gün artan ulaşım talebine yönelik kararların alınmasını geciktirmekte ve zorlaştırmaktadır. Bu yetki dağınıklığı ve gerçekten konuyla ilgili olan kişilerin yerine, uzman olmayan kişilerin (il trafik komisyonlarında olduğu gibi) karar vermeleri nedeniyle gelecekte geri dönüşü olanaksız, kentin tarihi ve dengeli yapılaşmış dokusunu kentgörünümünü bozan, halkın o kente özgü duygu ve düşüncelerini hiçe sayan (gereksiz yerlere katlı kavşaklar düzey ayrımlı geçişler ve yaya üst geçitleri yapılması gibi), görünürde, kısa bir dönem için taşıt trafiğini rahatlatan, ancak bireysel araç kullanımını teşvik eden ve daha uzun dönemde çözümü daha zor, koridor veya alan ölçeğinde sıkışıklığa yol açan uygulamalarla karşılaşılmaktadır.

Kentlerimizin gelişmesinin kendi imar planlarına uymadığı ve gelişme kararlarının çoğu kez hatalı verildiğini söylemek doğrudur. Bir diğer değişle İmar planları hazırlanmakla birlikte kentler düzensiz şekilde gelişmekte, kentin planlanmış makro formu ve altyapısı bir kentin büyümesinde önemli belirleyiciler olduğu halde buna dikkat edilmemekte, önce yerleşilmekte, sonra bu alanlara ulaşım altyapısı götürülmektedir.

Ulaşım altyapısının planlanması, yapımı ve bakımı aslında bir planlama ve mühendislik işidir. Ayrıca altyapı üzerindeki araçların işletilmeleri, ulaşımın bir sonucu olan trafiğin yönetimi de mühendislik ve ulaşım yönetimi ağırlıklı işler olmakla birlikte, bu kentlerde karayolları dışında, ulaşımda uzmanlaşmış teknik eleman sıkıntısı çekilmektedir.

Kentiçi ulaşımda, yolculuklarda asıl unsur taşıt değil insandır. Ancak, kentlerde bugün gözlenen insan kaynağının kentsel amaç ve aktivitelerine değil, taşıta yönelik yatırım ve uygulamalarıdır.

Türkiye'de kentiçi ulaşımla ilgili yerel, merkezi ve merkezi yönetimin taşra örgütleri arasında görev ve sorumluluk kargaşası olduğu bilinmektedir. Belediyeler ve Başbakanlık dışında birçok Bakanlık ile Genel Müdürlükler çeşitli ulaşım türleri ile ilgili olarak yapım, bakım, işletme, güvenlik, finansman ve onay işlemlerinde devreye girmektedir. Bu kuruluşlar arasında yerel düzeyde koordinasyon ve işbirliği sağlanması ise zaman zaman önemli sorunlara yol açabilmektedir.

Özellikle Ulaştırma Bakanlığı'nın işlevinin yeniden tanımlanması ihtiyacı bulunmaktadır. Bakanlık mevcut yasal düzenlemeye göre sadece belli kentiçi ulaşım yatırımlarında belediye projeleri ile ilgilenmekte, buna karşılık bu projeye esas teşkil eden kentsel gelişim imar planı ve ulaşım ana planı ile ilgili herhangi bir görevi ve sorumluluğu bulunmamaktadır.

Konuyla ilgili kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak üzere kurulan "İl Trafik Komisyonları"nın ve 3030 sayılı Kanuna göre kurulan "Ulaşım Koordinasyon Merkezlerinin (UKOME)" yapılarının yeniden belirlenmesi gereği bulunmakta olup, görev ve yetkilerinde benzerlikler söz konusu olan, UKOME'lerin güçlendirilip, işlerlik kazandırılması ihtiyacı bulunmaktadır.

Aynı belediye içinde ulaşıma ilişkin hizmetler farklı birimlerce yürütülmekte, bu yapı da proje oluşturmada, uygulamada ve işletmede sorunlara yol açmaktadır. Örneğin, bir Büyükşehir Belediyesi'nde yol, köprü, tünel, kaldırım gibi altyapılar, sinyalizasyon ve trafik yönetimine ilişkin hizmetler, ulaşım planlaması, raylı sistem projeleri, otobüs işletmeciliği çok farklı ve birbirleri ile eşgüdümsüz birimlerde yeralabilmektedir.

 

Kurumsallaşma için gerekli olan hukuki düzenlemelere ek olarak; Kentsel ulaşım yatırımlarına ve hizmetlerine temel teşkil eden ulaşım planlamasına yönelik herhangi bir yasal mevzuat bulunmamaktadır. Belediyelere kentiçi ulaşımla ilgili görev verilmesine rağmen, bu görevin yerine getirilme esas ve usullerini belirleyen bir düzenlemeye ihtiyaç bulunmaktadır. Kentsel ulaşım planını hazırlama yöntemi ile hangi büyüklükteki belediyelerde hangi ölçeklerde ulaşım planı hazırlanması gerektiği hakkında bir yasal düzenleme ihtiyaç olarak ortaya çıkmaktadır.

Mevcut yapıda, Ulaştırma Bakanlığı sadece belli ulaşım türleri (hafif raylı sistem, teleferik vb) yapımına ilişkin olan projeleri ve şartnameleri onaylama görevi üstlenmiştir. Bazı uygulamalarda ise Bakanlık devre dışı kalmakta hatta bu ulaşım türlerinde bile yerel yönetimleri uygun biçimde yönlendirememektedir.

Yerel yönetimler ise, ulaşım türlerinin planlamasına temel teşkil eden kentiçi ulaşım master plan çalışmaları olmaksızın, belli güzergahlarda yaptıkları dar kapsamlı etüd çalışmaları ile çok pahalı yatırımları, özellikle de raylı sistem yatırımlarını gerçekleştirmek istemektedirler. Bu yatırımlardan sadece dış kredi ile finanse edilmesi talep edilenler merkezi idareye ulaşmakta; bunlar arasında bir değerlendirme yapılırken de Ulaştırma Bakanlığı onayı ve görüşü ile konunun kapsamlı bir ulaşım ana planı çalışması ile irdelenmiş olması durumuna dikkat edilmektedir. Bu çabalara karşın, hukuki yapıdaki ve örgütlenmedeki belirsizlik, zaman zaman Bakanlığın ilgili birimlerini devre dışı bırakan uygulamalara ve dolayısıyla yanlış teknoloji seçiminden hatalı ihale yöntemleri benimsenmesine, sık sık değişen güzergah tercihlerine ve gereksiz yatırımlara kadar uzanan bir hatalar zincirine yol açabilmektedir.

Kentsel ulaşımın hem yatırım hem de işletme aşamasında, finansman ihtiyacının birbirinden ayrılması ve farklı kriterlerle değerlendirilmesi gereklidir. Ancak mevcut uygulamada her iki konuda da finansman darboğazı ve uygulanacak finans mekanizmalarında belirsizlikler vardır. Merkezi yönetimin kaynak sağlama koşullarındaki ilke ve kurallar belli değildir. Kentiçi ulaşıma ayrılacak kaynakların nasıl oluşturulacağı konusu da gerek merkezi gerekse yerel yönetim birimlerince yeterince çalışılmamıştır.

Ancak kentiçi ulaşımın finansmanında hem kaynak yaratılmasında hem de kaynak kullanımında yaygın bir belirsizlik bulunmakta, bu da en fazla kentsel ulaşım hizmetlerinin yürütülmesinde sorunlara yol açmaktadır.

Yatırımların finansmanında gündeme gelen yap-işlet-devret, kredi, hibe gibi yöntemlerin yeniden değerlendirilmesi, bu yöntemlerle belli bir teknoloji transferi standart ya da ürün öngörülebildiği için, finansman sağlanmasından öte ciddi sorunların ortaya çıkması sözkonusu olabilir.

Öte yandan, özellikle büyük kentlerde zorunlu hale gelen ve hızla hayata geçirilmesi gereken raylı sistem projeleri finansman sıkıntısı nedeniyle geçikmekte; dış kredili olarak gerçekleştirilen projeler ise belediyelere belli bir borç yükü getirmektedir. Çoğunlukla mevcut özkaynaklarla finansmanı da mümkün olamayan bu tür büyük projelerin yanısıra, dış kredi talebi, tünel, üst geçit, viyadük yapımında, otobüs alımlarında, sinyalizasyon sistemi kurulmasında, otopark ve terminal yapımında da gündeme gelmektedir. Yerel yönetimlerin dış kredi kullanımında Hazine garantisi istenmesi ve Yıllık Yatırım Programı'nda projenin yer alması zorunluluğu, merkezi yönetimin denetimi sağlansa bile, çok yüksek maliyetli projelerin, uygun olmayan teknolojilerin seçilmesi ve uzun dönemde teknoloji açısından dışa bağımlılık sorunlarına yol açmaktadır.

Günümüzde teknolojik gelişmeler ve toplumsal ihtiyaçlara bağlı olarak giderek artan motorlu taşıtlar, önemli çevre sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Kent kavşaklarında ve diğer yol kesimlerinde araçların rölantide çalışırken ve yavaşlama durumunda karbonmonoksit, hızlanma ve sabit hızla hareket halinde ise azotoksitleri emisyonları artar. Araçların durması o andaki, yerde emisyon yoğunluğunu artırır. Ayrıca aşırı yükleme ile yakıt sarfiyatı ve dolayısıyla egzos emisyonu artar.

Motorlu taşıtların oluşturduğu kirletici maddelerin miktarı; kullanılan yakıt kalitesine, taşıt motorunun tipine motor hacmine ve diğer özelliklerine taşıtın yaşına, bakım durumuna ortam ve yol koşullarına, kullanım koşullarına, sürücü davranışları ve trafik durumuna, aşırı yük ve araç teknolojisine bağlı olarak değişmektedir.

Kentiçi ulaşımda, egsozda oluşan kirletici gazların insan sağlığına çok büyük zararları bulunmaktadır. Bu gazlardan karbonmonoksitin öldürücü etkisi, azotdioksitin akciğer dokusunda hasara ve felce, hidrokarbon, benzeri ve partikül maddelerin kanserojen etkisi, kurşun bileşiklerinin doku kan dolaşımı ve sinir sistemine olumsuz etkileri vardır.

Ülkemizde son yıllarda motorlu araç sayısının hızla artması nedeniyle özellikle büyük kentlerimizde, en belirgin rahatsız edici çevre sorunlarının başında gürültü gelmektedir.

Motorlu taşıtlardan kaynaklanan hava kirliliğinin toplum yaşamı ve sağlığı bakımından kısa sürede ve uzun vadede tehlikeli etkileri bulunmaktadır. Bununla beraber motorlu taşıtların kullanımı ve üretimi ulaştırma politikalarına, toplumun sosyo-ekonomik şartlarına ve hatta enerji darboğazlarına rağmen artmaktadır. Motorlu taşıtların kullandığı yakıtların petrol tüketimindeki payı artmakta, dolayısıyla trafik kazaları ve gürültü gibi sorunların yanında hava kirliliği de çok önemli bir çevre problemi olarak gündeme gelmektedir. 
Yukarıda son paragraflarda sıralanan ulaşım ilişkin çevre sorunları, birinci ve ikinci kuşak sorunlar olarak, birlikte irdelendiğinde;

Birinci kuşak sorunlardan, ikinci kuşak sorunlara geçildikçe, hem sorunun etki alanı çapı büyümekte, yerelden küresel'e doğru gitmektedir, hem de önleyici önlemleri alabilecek ilgili örgüt kompozisyon ve boyutları büyümektedir. Dolayısı ile yerselleşmiş somut bir sorunun ele alınabileceği biçimde belli, sınırlı bir teknik uygulama yetmemekte, daha kapsamlı irdeleme ve çözüm gerekmekte, yani holistik bir yaklaşım gerekmektedir ki, böyle bir yaklaşım kentsel ekolojinin yapı taşlarından birisini oluşturmaktadır.

Binek taşıtı (özel oto olarak) örneğinde, taşıt çıkışlı, istenmeyen gürültü 1. kuşak sorundur. Egsoz emisyonları, kentsel mekana olumsuz yüklemeleri ve kent formunun olumsuz yönlendirilmesindeki katkısı dolayısı ile, bu sorunlar, 2. kuşak sorunlar, daha zor çözülebilecek yayılan ve toplumdan çözümü yönünde bir çaba isteyen sorunlardır. Kentsel ulaşım sorunları, özellikle1. kuşak, belli ölçüde, 2. kuşak sorunlar birçok gelişmiş ülkede politik sorunlar durumunu almaya başlamıştır. Özellikle binek taşıtının (otomobil) artışına koşut bir biçimde kentelere yüklenen "kritik yük" hadleri konusunda önlem alınmaya çalışılırken, binek taşıtı sahipliliğinde ve kullanımındaki artışın sürmesi, dahası, çoğu sosyo-ekonomik grup için binek taşıtının yaşam-biçimin önemli bir aracı, aynı zamanda göstergesi durumunu alması, yine bu grupların da yaşadığı kentlerin ve kenli sağlığının korunması güçleştirmektedir.



B-KENTİÇİ ULAŞIMDAN BEKLENTİLER VE HEDEFLER

Kentiçi ulaşımından beklentiler kurumsal ve kişisel beklentiler olarak irdelenebilir. Kurumsal beklentiler öncelikle merkezi ve yerel yönetimleri ilgilendirmektedir. Kişisel beklentiler ise ancak toplumsal düzeyde ele alındığında anlamlı olabilmektedir. Toplumsal düzeyi daha somut olarak tanımlayabilmek için bu beklentilere kullanıcı veya kentli beklentileri demek uygundur.

Kurumsal olarak, kurumsal nitelikteki beklentilerin topluma hizmet ve bu hizmetin demokratik bir çerçevede verilmesi tabına dayandırıldığı düşünüldüğünde, konuya merkezi veya yerel yönetim açısından yaklaşımların ortak paydada pay sahibi oldukları söylenebilir. İnsan kaynaklarına ilişkin değer ve ölçütlerin yeniden önünde yeralmaya başladığı 200'lerin başlangıcında kentiçi ulaşımdan beklentilerin ekonomik-teknolojik eşiklerin daha ilerisine ekolojik-teknolojik eşiğe taşınması, insan kaynaklarına değeri de vurguyacaktır.



Bu çerçevede, kurumsal beklenti ve hedeflerin başlıcaları aşağıdaki gibi sıralanabilir.

l.Her kenti, ayrı ayrı ilgilendiren kentiçi ulaşım (lar) ın ülke genelinde kavranmasını ve kapsanmasını sağlayacak bir merkezi örgütlenme,

II.Kentiçi ulaşımdaki yerel örgütlenme sorun ve eksikliklerinin giderilmesi,

III. Ülkesel düzeydeki örgütlenmeye koşut olarak, ülkesel ulaşım ana planı'nın, kentiçi ulaşım amaç, ilke, hedef ve önlemlerini de kapsayacak biçimde hazırlanması,

IV.Yerel düzeydeki örgütlenmeye koşut olarak, kentsel ulaşım ana planlarının bu plan kararlarına göre ayrıntı planlarının hazırlanması,

V.Ülkesel ulaşım ana planı'nın bölgesel düzeylerde bölge planlaması ile pekiştirilerek, ayrıntılandırılması,

VI.Hem bölgesel, hemde kentsel düzeyde ulaşım-arazi kullanım planlama ve uygulamasının bütünleştirilmesi,

VII.Ulaşım projelendirme ve uygulamasında yöntem belirlenmesi ve belli standartların, ancak esnekliğe sahip olarak belirlenmesi ve bunun için yasal düzenlemelerin hazırlanması,

VIII.Mali darboğazların ve finansman gereksinimlerinin yetki karmaşası ve denetim mekanizmasındaki sıkıntılardan kurtarılması,
IX.Yasal ve örgütsel yapıdaki belirsizlik ve yetersizliklerin giderilmesi yönündeki çalışmalara Ulaştırma Bakanlığının sorumluluğunda ilgili kuruluşlarla koordinasyon ve işbirliği içinde başlanması,

X.Ulaşım planlama ve mühendisliği konusundaki eğitim-öğretim sorunlarının giderilmesi ve ulaşım araştırmalarındaki yetersizliğin giderilmesi için M.E.B ve YÖK sorumluluğunda Üniversiteler ve diğer kuruluşlar ile işbirliği içerisine girilmesi,

XI.Kentsel çevreye ulaşımdan doğan olumsuzlukların saptanması ölçülerek-değerlendirilmesi ve bu olumsuzlukların aşağılara çekilmesi yönündeki çalışmaların Çevre Bakanlığı sorumluluğunda yerel yönetimlerle koordine içinde başlatılması,

XII.Ulaşım kaynaklı enerji tüketiminin ölçülerek değerlendirilmesi ve bu enerji tüketiminin aşağılara çekilmesi için gerekli çalışmaların Enerji Bakanlığı sorumluluğunda yerel yönetimlerle işbirliği içinde yürütülmesi,

XIII.Ulaşım sistemlerinin birbirlerine göre zaman ve mekanda farklılaşan önceliklerinin belirlenerek, bu önceliklere göre planlama ve uygulamanın gerçekleştirilmesi,

XIV. Taşıt teknolojilerindeki gelişmelerin kentiçi ulaşım yönünden değerlendirilerek, uygulama ilkelerinin saptanması,

XV.Kentiçi sistem ve güzergahlar ile kentlerarası sistem ve güzergahların, kentiçi gelişmeyi farklı etkilemeleri nedeni ile, ülkesel ve bölge planlama ölçeğinde kararlaştırılmış ilkelere göre planlanması ve yapımı, bu bağlamda kent geçişleri ve çevre yollarının geçişlerinin saptanarak projelendirilmesi,

XVI.Hava hakları'nın ve yüzeyaltı haklarının yanlış algılanması ve yanlış kullanımı olarak da gerçekleştirilen, katlı kavşak, düzey ayrımlı geçiş gibi ulaşım alt yapılanmasının, kentsel yapılı çevreyi, kentsel gelişmeyi ve kentsel ulaşımın gelişmesini olumsuz etkileyerek, yanlış yönlendirecek biçimde projelendirme ve uygulamasının önlenmesi yönündeki merkezi yönetim düzeyinde projelerin denetlenmesi,

XVII.Hem ekonomik hemde ekolojik açıdan kent'e olumsuzlar yükleyen trafik sıkışıklığının giderilmesi yönünde önlemlerin yerel yönetimlerce alınması üst düzey kararların merkezi yönetimce kararlaştırılması,

XVIII.Yol ve trafik güvenliğinin daha etken sağlanması yönünde önlemlerin kararlaştırılması,

Kullanıcı beklentilerinin demokratik ifadesi bir kentte kullanıcı ilişkin ulaşım hedeflerini oluşturmalıdır. Aynı çerçevede, kullanıcı beklenti ve hedeflerin başlıcaları aşağıdaki gibi sıralanabilir,

I.Sürücü veya yaya, hangi biçimde kullanıcı olursa olsun, kullanıcıya maddi kayıp, zaman kayıbı veya sağlık sorunu oluşturan trafik sıkışıklığının giderilmesi,

II.Yol ve trafik güvensizliğinin giderilmesi,

III.Mekan kullanımdaki, özellikle kamu mekanlarının kullanımındaki ulaşıma ilişkin güçlüklerin giderilmesi,

IV.Ulaşım kaynaklı hava kirliliği, gürültü ve titreşim etkilerinin en aza indirilmesi,

V.Kentsel çevreyi ve kent mekanlarını olumlu algılamayı engelleyen yapılı çevre'de bozulma ve görsel kirlilik nedeni olabilecek ulaşım altyapısı uygulamalarının önüne geçilmesi,

VI.Ulaşım mekanlarında drenaj sorununun çözümlenmesi ve kentli sağlığını doğrudan ilgilendiren yüzey suyu ve taban suyu kirliliğinin önüne geçilmesi için önlem alınması,

VII.Kentiçi ulaşım ağının, aynı veya benzer kentsel anlam ve işlevdeki kentsel alanları bölerek ayırmasının, toplumsal ilişkileri zayıflatıcı bir etken olarak planlanması ve yapılanmasının engellenmesi yönünde önlem alınması,

VIII.Başlangıç ve varış noktası başka alanlarda olan, ancak bir başka alan içinden geçen taşıt trafiğinin (doğrudan geçen taşıt trafiği:transit trafik) yol kademelenmesine göre atanmasının sağlanması,

IX.Yolculuk üretim alanları ile (konut alanı gibi) yolculuk cezbetme alanları (kent merkezi, eğitim alanı, alışveriş alanı gibi) arasının giderek açılmasının, dolayısı ile gereksiz yolculuk uzaması ve gecikmenin önlenmesi yönünde önlemler alınması,

X.Özellikle toplu taşım taşıtlarının kullanımında, konforlu ulaşımın sağlanması, yolculuk süresinin kısaltılması,

XI.Kentiçi ulaşımda maliyet ve yararların hakça dağılımının sağlanması yönünde önlemlerin alınması,

XII.Bireysel ulaşım-toplu taşım bütünleştirmesinin özellikle aktarma alanları bağlamında sağlanması yönünde önlemlerin alınması,

XIII.Yaya alanlarının gerçek anlamda yaya alanı konumuna getirilmesi yönünde revizyon projelerinin yapılarak, uygulanması,

XIV.Yaya alanı-otopark ilişkisinin kurulması yönünde önlemler alınması, otoparkların daha etken biçimde projelendirilerek, uygulamaya alınması,

XV.Yaya-taşıt ayrımında taşıta her kademe yol'da öncelik verilmesinden vazgeçilmesi, yaya yoğun alanlarda yaya önceliğini vurguyacak, pekiştirecek projeler üretilmesi,

XVI. Bisikleti reddeden trafik uygulamaları yerine, uygun alanlarda bisiklet kullanımını özendiren projeler üretilmesi,

XVII.Işıklı trafik işaretleri (sinyalizasyon) projelendirilmesi ve uygulamasında alan ölçeğinde (bir alanın tamamında) uygulamaya geçilmelidir.

XVIII.Kentle engellilerin ve geçici engellilerin nüfusun önemli bir kesimini oluşturduğunun farkına varılarak, yolağı ve ulaştırma sistemlerinde uygun düzenlemelere gidilmesi.



C.ÇÖZÜM ÖNERİLERİ İLE UYGULANMASI GEREKEN İLKE 
VE ÖNLEMLER (POLİTİKALAR)

l.Ulaştırma Bakanlığının işlevi yeniden tanımlanmalı ve bu yeni tanımlamaya göre örgütlenme şeması gözden geçirilmelidir. Bu tanımlama ülkesel düzeyde ulaşımın bu bakanlık çatısı altında örgütlenmesini ve yerel düzeyde, yerel yönetimler ile kentiçi ulaşımın koordinasyonunu (eşgüdüm) kapsamalıdır.

II.Yukarıda, belirtildiği üzere, ülkesel ulaşım ana planı hazırlıklarına başlanmalıdır.

III.Bu plan ile ülkesel düzeyde ve bölge planlamasına yol gösterici nitelikte ulaşım sistemleri arasındaki denge ve karşılıklı ilişkiler, ülke ve toplum çıkarları, Afo ve çevre ülkeler ile birliktelik kapsamında yeniden gözden geçirilmeli, her ulaşım sistemine gerektiği önem verilmelidir. Bu planın yapımına 1983-1993 planının ilkeleri ışık tutmalı, alınan yerinde kararların uygulanamama nedenleri araştırılarak, daha sağlam ve uygulanabilir kararlar alınmalıdır. Bu çerçevede, demiryollarının gözardı edilmesinden vazgeçilmeli, aksine kentlerarası demiryollarının ıslahına, banliyö sistemlerinin geliştirilmesine, hızlı demiryolu ve tüp geçiş gibi gündemdeki projelere işlerlik kazandırılmalıdır.

İV.Kentiçi ulaşımda yerel örgütler, belediye başkanına doğrudan bağlı, üst düzeyde olmalı, kentiçi ulaşımın altyapısı ve üst yapısı bu örgütlerin birimlerini oluşturmalıdır.

Bu çerçevede UKOME sağlamlaştırılmalı, İl Trafik Komisyonu'nun yerel yönetime müdahalesi en az indirgenmelidir.

V.Bir kentiçi yollar yönetmeliği hazırlanmalı, bu yönetmelik çerçevesinde yolağı planlanması, projelendirilmesi, yapımı ve işletimi kapsanmalıdır. Bu yönetmelik merkezi örgütlenme (Ulaştırma Bakanlığı) tarafından işlenmelidir.

VI.Ülkesel ulaşım ana planı ile kentiçi ulaşım ana planları arasında, kent bölgesini de ilgilendiren, bölge planlama yaklaşımı ulaşım açısından işlerliğe geçirilmelidir.
VII.Kentsel ulaşım ana planları belli bir nüfus eşiğinin (200.000 gibi) üstündeki kentlerde bir zorunluluk olarak istenmelidir. Bu eşiğin altındaki kentler için de böyle bir planın yapılmasını özendirici, mali, yönetsel önlemler merkez örgütlenme tarafından alınmalıdır.

VIII.Kentiçi ulaşımın finansmanında, yukarıda İV.madde de belirtilen örgütlenme çerçevesinde, finansman biriminin örgütlenme şemasına dahil edilmesi uygundur. Kentiçi ulaşımın finansmanında reklam, işletme, çeşitli tesis, ceza ve uygun vergi gelirleri ile, tahsil satışı gibi finansman kaynakları düşünülmelidir. Ayrıca yatırımların yapıldığı güzergahı kullananların, bu kullanımları ile katkı ücretlendirilmesi düşünülmelidir. Bu kaynaklar için yöntemlerin geliştirilmesi bir araştırma konusudur. Böyle bir araştırmanın merkez örgütünce yapılması veya yaptırılması, yerel yönetimlere yarar sağlayacaktır.

Vİİ.Toplu taşım taşıt edinme maliyetleri ile güzergah yapım maliyetlerinin düşürülmesi konusunda çalışmalar başlatılmalıdır. Bu konuda örneğin TÜVESAŞ'tan taşıt temini; güzergah konusunda, dolayısı ile sistem konusunda seçeneklerin yeterli bir biçimde değerlendirilmesi önemlidir.

İX.Merkez örgütlenmesinde ve yerel yönetim örgütlenmesinde nitelikli teknik personel çalıştırılması yönünde düzenlemeler yapılmalıdır. Nitelikli yabancı uzman'a ilgili konuda ülke içinde yüklenebilecek uzman olmadığı zaman, ayrıca yeni teknolojilerin uygulanması ve geliştirilmesi için başvurulabilir.

Kentsel ulaşım planlaması-kentsel gelişim planlaması birlikteliği sağlanmalıdır. Bu birliktelik kapsamında.

X.Kentsel alanların-özellikle merkez ile ilişkilerinde ve birbirleri ile ilişkilerinde toplu taşım önceliği esas olmalıdır.

Xİ.Gel-git (düzgün) yolculukların niceliğinin ve süresinin azaltılabilmesi için alt-merkez oluşumlarını kararlaştıran kentsel gelişim planlaması çerçevesinde ulaşım ağı ve sistemlerinin planlanması yönlendirilmelidir.

Xİİ.Özellikle kent merkezine, bu alan ile ilişkisi bulunmayan taşıtların girmemesi yönünde ulaşım ağı ve sistemleri kararları alınmalıdır. Talep (istem) yönetimi bu konuda değerlendirilmelidir.

Xİİİ.Otobüs sistemlerinin getirebileceği yararın eşiği aşıldıktan sonra raylı sistemler düşünülmelidir.

Otobüs sistemleri otobüs tahsisli yolu, otobüs şeritleri düzenlenmesi, otobüs kapıları (kavşakta öncelik gibi) ile birlikte projelendirilmelidir.
XİV.Kent saçaklarında toplu taşıma taşıtlarına aktarma alanları planlanmalıdır.

XV.Toplu taşımın etkenliğinin arttırılması için koridor planlaması düşünülmelidir.

XVİ.Kent merkezinin saçaklarında toplu otoparklarda depolanan binek otoları'ndan binek oto yolcuları park et-devam et (Park-and-ride) sistemi ile merkez çekirdek mekanlarına eriştirilmelidir.

XVİİ.Kent merkezi içinde yol boyu otoparklar ancak gerekli yerlerde ve kısa süreli olarak, parkmetre sistemi içinde düzenlenmelidir.

XVİİİ.Kent merkezinde belli yolların yayalaştırılması, gerçek yayalaştırma anlamında başarılmalıdır.Aksi durumda yaya yolu ilan edilmiş yollar çeşitli nedenlerle buraya girmiş taşıtlar ile doldurulmaktadır.

XİX.Yaya alanları ve trafik durultma (traffic calming) düzenlemesi birbirini tamamlar biçimdedir. Trafik durultma düzenlemesinin ilke ve ölçütleri kent merkezlerimizde uygulanmaya müsaittir.

XX.Belli bir doluluğun altındaki binek otolarının merkez'e girişi engellenmeli veya yüksek fiyatlandırma ile giriş yapabilmelidir.

XXİ.Bisiklet yolları ve yeşil alanlar parklar ve yeşil alanlar biçiminde merkez alanının içine uzatılmalıdır.

XXİİ.Yük taşıtlarının, servis trafiğinin merkez'e giriş çıkışları zaman ve mekan olarak düzenlenmelidir.

Aynı kapsamda, kentiçi yük taşıtlarının planlanmış depolama alanında depolanması uygulamasına geçilmelidir.

Xİİİ.Özellikle merkez içinde yol platformunun genişletilmesinden kaçınılmalıdır. Buna karşılık, yaya yoğun alanlarda kaldırım genişletmesine gidilebilmesi, yine trafik durultma önlemleri çerçevesinde, düşünülmelidir.

XİV.Merkez'de esas merkez içi erişme olduğundan, bu erişme de yaya ağırlıklı ve park et-devam et (PID) sistemi ağırlıklı düşünüldüğünde yaya'yı üst geçitlere taşımak uygulanamazlığı yönü ile de anlamsızdır. Tam ve kısmen erişme kontrollu yollar dışındaki yollarda yaya geçitlerinin eşdüzey olması esas olmalıdır.

XXV.Işıklı trafik işaretlerinde zebra yanında, ayrıca panda ve pelikan tiplerinde geçitler de kullanılmalıdır.

XXVİ. Işıklı trafik işaretlerinde alan-ölçeğinde uygulamaya geçilmelidir.

XXVİİ.Kentsel ulaşım üstyapısının iki önemli öğesi, taşıt trafiği ve yaya trafiği, kavşaklarda hakça düzenlemeye göre denetlenmelidir. Özellikle en kesit özelliklerine göre, kavşak ayaklarında yaya geçişlerine uygun aralık verilmelidir.

XVİİİ.Kent trafiği (taşıt ve yaya) yönetimi, bir kumanda merkezi aracılığı ile denetlenen, yönetilen ışıklı trafik işaretleri ve dedektörler aracılığı ile, CCTV kullanılarak, yapılmalıdır.

XXIX.Yukarıdaki XXVİİİ.kapsamında, kentsel trafik kumanda merkezi veri tabanı oluşturmak amacı ile de kullanılmalıdır.

XXX.Özellikle raylı sistem istasyon çevreleri, aktarma alanları gibi alanlar özel planlama alanı olarak görülmeli ve yaya ve trafik durultma alanlarında da olması gerektiği gibi, kentsel tasarım aranmalıdır.

XXXİ.Kentsel ulaşımın planlanmasında ulaşım sistemleri düzenleme ve yönetimi (USDY-Transport Systems Management) işlerliğe geçirilmelidir.


SONUÇ:
Ulaşım bir amaç değil, araçtır. Ulaşımın bu aracılığı, aktivitelere ve kentsel kullanımlara ulaşmak anlamındadır. Dolayısıyla ulaşımın, kent sisteminin sağlıklı işleyişine, kentlinin yaşam kalitesine ve kentsel çevre kalitesine hizmet etmesi ulaşımın ana amacı olmalıdır.

Gelişmiş ülkeler kentlerindeki ulaşım planlama ve mühendisliği deneyimlerinden de yaralanılarak, 

1. Kentsel büyümede; yayılarak büyüme yerine, düşük yükselti, sıra yapı düzeni ile devamlılığı olan yeşil sistemim birarada olduğu bir yoğunlaşma.
2. Arazi kullanımlarında; konut-sanayi-alışveriş-rekreasyon gibi aktivitelerin birbirlerinden ayrı alanlarda, sektörel bölgeleme (zoning) yerine, çevre ve ulaşım değerlerine buarada trafik güvensiziği ögelerine göre değerlendirilmiş bir içeriği sahip karma kullanım, 

3. Ulaşım altyapısından; binek taşıtı trafiğine göre düzenlenmiş yol ağı buağ içinde kentiçi, özellikle ken merkezlerinde otoyol, hız yolu ve zincirleme katlı kavşak düzenlemeleri yerine, 1. toplu taşım'ı güçlendirici, 2. yaya ve bisiklet gibi çevre dostu, motorsuz ulaşım türlerini güçlendirici, 3. trafik durultma (traffic calming) ve yönelik düzenlemeler ve 4.kentsel trafik kumanda merkezi kurulması eli ile, kentiçi taşıt trafiğinin bu merkezden denetimi ve yönlendirilmesine, 5. park et-devam et sistemi altyapısının oluşturulmasına 

4. Ulaşım üst yapısında; binek taşıtı kulanımını özendiren ışıklı trafik işareti devre düzenlemesi, kent merkez çekirdeğinde topl park yeri, benzin fiyatlarında sübvansiyon vb. önlemler yerine, 1. kentsel yerleşme genelinde toplu taşıma, 2. özellikle kentsel iş merkezinde yayalaştırma ve yaya ile toplu taşım bütünleşmesine, 3. park et-devam et gibi sistemlerin uygulanmasına, 4. özellikle konut alanları içinden doğrudan geçen (alanı sadece geçiş için kullanan) taşıt trafiğinin engellenmesine, 5. kentin belli kesimlerine binek taşıtı ile girişin ücretlendirilmesine, trafik durultmaya yönelik önlemler,

Kentiçi ulaşımın planlaması ve mühendislik hizmetlerinde izlenecek ana doğrultular olmaldır.

Türkiye'de Kentli nüfusunun % 65-70 lere ulaştığı gözönüne alınırsa; düzenlenen 9,Ulaştırma Şurasında sorunların görüşülmesinin ve kent içi ulaşımına ilişkin kararların alınarak Şura sonrasında izlenmesinin gerekliliği ve önemi açıktır.

Bilindiği üzere; Şura öncesi çalışmaların, çok kısa bir zaman dilimi içerisine sığdırılmış olması nedeniyle kentiçi ulaşımının sorunları yeterince incelenememiştir.

O nedenle; Şura sonrasında kent içi ulaşımı ile ilgili alınan kararların Şura bitiminden kısa bir süre sonra, konunun uzmanları, ve ilgili kurum ve kuruluş temsilcilerinin de katılımıyla bir seri toplantı yapılarak uygulamaya teknik temel oluşturacak ilkelere ulaşılmasında yarar görülmektedir. 

Tüm bu işlemlerin sağlıklı yürütülebilmesi için Ulaştırma Bakanlığının görev alanları yeniden tanımlanmalı ve bu tanımlanmaya göre de yeniden örgütlenmelidir. Özellikle karayolu taşıması ve karayolu trafiğine yönelik her türlü planlama, uygulama ve denetimde birliği sağlamak, kararlarda ve uygulamalarda hız ve etkinliği arttırmak ancak bu sayede mümkün olabilecektir.


ATIK PİL VE AKÜMÜLATÖRLERİN ÇEVREYE VE İNSAN SAĞLIĞINA ETKİLERİ

Evlerde, işyerlerinde, ulaşımda ve sanayide önemli miktarda pil kullanılmaktadır. Piller, motorlarda, elektronik cihazlarda, saatlerde, kameralarda, hesap makinelerinde, işitme aletlerinde, kablosuz telefonlarda, oyuncaklarda v.b. yerlerde geniş bir kullanım alanı bulmaktadır. Son yıllarda artan pil kullanımı insan sağlığı ve çevre için potansiyel tehlike oluşturmaktadır. Dolayısıyla kullanılmış pillerin tehlike oluşturmaması için ayrı toplanması, taşınması ve geri kazanılması gerekmektedir.

            Piller çöpe atıldığı zaman katı atık depolama sahasında zamanla bozularak bazı tehlikeli ve zararlı maddeler serbest hale geçer. Bunların en önemlileri;civa,kadmiyum ve kurşundur.

Bu zararlı maddeler içme suyu ve toprağı kirleterek hızla gıda zinciri, deri veya solunum yolu ile vücuda girebilir. Bu maddenin eser miktarda suda bulunması dahi ciddi tehlike oluşturur.

Bu maddeler insanlarda; nörolojik bozukluklara, merkezi sinir sisteminin tahribine, böbrek, karaciğer, beyin dokularının tahribine, sakat doğumlara,akciğer hastalıklarına, prostat kanserine, kansızlığa, doku tahribine, böbrek üstü bezlerin tahribine, işitme bozukluğuna, mide ağrısına, kısırlığa, kansere ve ölüme neden olmaktadır.

Bu nedenle:

-         Piller çöpe atılmamalıdır. Pil içerisindeki maddeler su ile reaksiyona girerek patlamaya neden olabilir.

-         Şarj edilebilir piller kullanıldığı zaman pil için uygun şarj aleti kullanılmalıdır. Böylece şarj edilebilir pilin aşırı yüklenmesi ve aşınması önlenir.

-         Ni-Cad pilleri, sıcakken kesinlikle şarj edilmemelidir. Özellikle yaz aylarında araç içinde kalan piller çabuk ısınır. Bu durumlarda piller soğutulmalı ve sonra şarj edilmelidir.

-         Tahrip olmuş, bozulmuş şarj edilebilir piller tekrar  şarj edilmemelidir.

-         Pil hücresindeki bileşiklerle çıplak elle direk temas edilmemelidir.

-         Piller ateşe atılmamalıdır.

-         Piller çantada açıkta taşınmamalıdır. Aksi durumda metal paralar, anahtarlar veya diğer metalik maddeler pille temas ederek kısa devre meydana getirebilir. Bu da aşırı ısınmaya, akıntıya veya patlamaya neden olur.

-         Pilleri muhafaza ederken kısa devre oluşturucu veya herhangi yük boşaltıcı yerlerden  (metalik malzemeler gibi)  uzak tutulmalıdır.

-         Piller soğuk ve karanlık yerlerde saklanmalıdır. Bu durum pilin ömrünü uzatır. Pilleri buzdolabında sızdırmaz bir kap içinde saklamak sağlıklıdır. Böylece pilin ömrü uzatılmış olur.

-         Piller buzlukta kesinlikle depolanmamalıdır.

-         Çok hücreli aletlerde farklı piller bir arada kullanılmamalıdır. Voltajlardaki, akımlardaki ve kapasitedeki küçük farklılık, tüm pillerin ortalama faydalı kullanım ömrünü kısaltır.

-         Piller yüksek sıcaklıkta kullanılmamalıdır. Isı kaynaklarından uzak tutulmalıdır. Aksi durumda elektriksel potansiyel, hızlı bir şekilde bozulacaktır.

-         Akmış piller çok tehlikeli olduğundan, eldivensiz dokunulmamalıdır.

-         Piller tehlikeli madde içerdiğinden kesinlikle dil ile kontrol edilmemelidir.

            Pil ve akümülatörlerin kullanıldıktan sonra evsel ve diğer atıklardan ayrı olarak  toplanması, taşınması ve bertarafı, alınacak önlemleri, yapılacak denetimleri ve sorumlulukları belirlemek amacıyla, Atık Pil ve Akümülatörlerin Kontrolü Yönetmeliği hazırlanarak 31/08/2004 tarih ve 25569 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış ve 01/01/2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Buna Göre;

-         Uzun ömürlü ve şarj edilebilir pil ve akümülatörlerin üretimi öncelikle tercih edilmelidir.

-         Atık pil ve akümülatörlerin evsel ve diğer atıklarla birlikte toplanması, alıcı ortama verilmesi ve yakılması yasaktır.

-         Pil ve akümülatör üretenler ile piyasaya sürenler bunların toplanması, taşınması ve bertarafını sağlamak ve bu amaçla yapılacak harcamaları karşılamakla yükümlüdür.

-         Pil ürünlerinin dağıtımını ve satışını yapan işletmeler atık pil toplama sistemi olmayan markaların pillerini satmamakla, tüketicilerin getirdiği atık pilleri, üreticinin öngördüğü şekilde üreticiye veya üreticinin yetkilendirdiği bir kuruluşa gönderilmesini sağlamakla, üreticilerin veya yetkilendirdiği kuruluşların temin edecekleri atık pil konteynerlerini bulundurmakla yükümlüdür.

Pil ve akümülatör tüketicileri ise,

-         Atık pilleri evsel atıklardan ayrı toplamakla, pil ürünlerinin dağıtımını ve satışını yapan işletmelerce veya belediyelerce oluşturulacak toplama noktalarına atık pilleri teslim etmekle,

-         Aracının akümülatörünü değiştirirken eskisini, akümülatör ürünlerinin dağıtımını ve satışını yapan işletmeler ve araç bakım-onarım yerlerini işletenlerin oluşturduğu geçici depolama yerlerine ücretsiz teslim etmekle, eskileri teslim etmeden yeni akümülatör alınması halinde depozito ödemekle,

-         Tüketici olan sanayi kuruluşlarının  üretim süreçlerinde kullanılan akümülatörlerin, atık haline geldikten sonra üreticisine teslim edilene kadar fabrika sahası içinde sızdırmaz bir zeminde doksan günden fazla bekletmemekle yükümlüdür.

Atık pillerin kaynağında diğer atıklardan ayrı toplanması ile ilgili olarak; Uygulamalı Çevre Eğitimi Projesi kapsamında Tema Vakfı Bolu Temsilciliği tarafından yaptırılan atık pil kutularının okullarımıza dağıtılması ile ilk adım atılmıştır.

Yapılan uyarılara rağmen yükümlülüklerini yerine getirmeyenlere 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca  yasal işlem uygulanacaktır.


OLU İL ÇEVRE SORUNLARI

 

Büyüksu Deresi, İlimiz sınırları içinde çıkan Mudurnu ve Abant Deresi’nin birleşmesi sonucu oluşmuş ve Karadeniz’e dökülen bir deredir. Dere, Bolu İl Merkezi’nden geçmekte olup, dere boyunca işletmeler ve yerleşim yerleri mevcuttur.

Yerleşim yerlerine bu kadar yakın olan Büyüksu Deresi, yörede yaşayanların evsel atıklarının (atıksu ve katı katık) alıcı ortama ( Büyüksu Deresi ) verilmesi sonucu, kirlilik yaşanmaktadır. Bolu Belediyesi tarafından Bolu ilinin kanalizasyon ve atık sularının arıtılması amacıyla arıtma tesisi projesi çalışmaları devam etmektedir. Arıtma tesisinin yapılması ve kanalizasyon sisteminin bir kolektörle bu sisteme bağlanması ile Büyüksu Deresi’nin kirlilik problemi büyük ölçüde çözülecektir. Deri işletmeleri ve Bakanlığımızın işbirliği ile İlimiz, Gerede ilçesinde faaliyet gösteren deri tabakhanelerinden kaynaklanan atıksuların arıtılarak alıcı ortama ( Ulusu Deresi ) deşarj edilebilmesi için, Gerede Organize Sanayi Bölgesinde arıtma tesisi yapılmış olup faaliyete geçirilmiştir.

İlimiz, Merkez ve İlçelerinden kaynaklanan atıksuların arıtılarak alıcı ortama verilebilmesi için İlimiz Merkez ve İlçe Belediye Başkanlıklarınca İş Termin Planları hazırlanmıştır. 2872 sayılı Çevre Kanunu doğrultusunda gerekli revizyonlar yapılmıştır.

Arıtma tesisleri yapıldığında Mudurnu, Göynük, Aladağ ve Mengen Dereleribaşta olmak üzere akarsularımızın kirlenmesi önlenmiş olacaktır.

İlimiz, Merkez İlçesi Belediyesi’nin Düzenli Katı Atık Depolama Alanı yapılmış olup faaliyete geçmiştir. Ancak ilçe belediyelerinin düzenli depolama alanları bulunmamaktadır. Bununla ilgili olarak İş Temrin Planları hazırlanmıştır.

İlgili yönetmeliklerdeki esaslar dikkate alınarak, geri kazanılabilir atıkların kaynağından ayrı toplama çalışmalarının hızlandırılarak il genelinde uygulanması, geri kazanılmayan atıkların da söz konusu sahada düzenli olarak depolanması gerekmektedir.

Kış aylarında kömür vb. yakıtların kullanılarak havayı kirletici gazların oluşması ve bu gazların hava sirkülasyonu ile uzaklaştırılamaması sonucunda hava kirliliği meydana gelmektedir.

İlimizde kış sezonunda hava kirliliğinin azaltılması ve kaliteli kömür kullanımının yaygınlaştırılması amacıyla Bolu Belediye Başkanlığı, İl Sağlık Müdürlüğü ile Bolu İl Çevre ve Orman Müdürlüğü elemanları tarafından denetimler yapılmaktadır.

Yapılan denetimler sonucunda, Mahalli Çevre Kurulu’nun yakıtlarla ilgili almış olduğu kararlarına aykırı satışının ve kullanımının önüne geçilmesiyle birlikte hava kirliliği ölçüm değerlerinin daha da azalacağı düşünülmektedir. Yüksek kaliteli kömür kullanılması ve kömürcülerin eğitilmesi ile hava kirliliği kısmen azaltılabilecektir. Isınmadan kaynaklanan hava kirliliğinin önüne geçebilmenin en kesin çözümü ise doğalgazın kullanımına bir an önce başlanılması ve yaygınlaştırılmasıdır.

            Ayrıca D-100 karayolunun ilimiz yerleşim alanı sınırları içinden geçmesi nedeniyle gürültü kirliliği oluşmaktadır.


KÖMÜR SATIN ALIRKEN DİKKAT EDİLECEK HUSULAR;

1. KÖMÜR SATIN ALIRKEN KALORİSİNE DİKKAT EDİNİZ

-         Sizi ısıtanın kömürün kütlesi değil kalorisi olduğunu unutmayınız.

-         Kalorisi düşük 2000 kg kalitesiz kömür yerine kalorisi yüksek 1200 kg. kömürle ısınmanız mümkündür.

-         Kalorisi 3500 KCal/kg. olan kömür yerine kalorisi 7000 KCal/kg. olan kömür satın alarak kömür tüketiminizi yarı yarıya düşürebilirsiniz.

-         Kalorisi düşük kömür pahalı kömürdür. Satın alacağınız kömürün kalorisi 3500  KCal/kg.  ise kalorisi 7000 KCal/kg.  olan kömüre göre 2  kat daha fazla kömür kullanmak zorunda olacağınızı unutmayınız.

-         Kömür satın alırken kömürün kalorisini mutlaka sorgulayınız.

-         Satışa sunulan yerli kömürün kalorisi en az 4000 Kcal/kg (orijinal bazda), ithal  kömürün ise 6200 Kcal/kg (orijinal bazda) olmalıdır.

2. KÖMÜR SATIN ALIRKEN NEMİNE DİKKAT EDİNİZ

-         Nemi yüksek, kalorisi düşük kömür ucuz dahi olsa kötü ve pahalı kömür demektir.

-         Nemi yüksek kömürü yakmak istediğinizde daha fazla kömüre ihtiyaç var demektir.  

            Satın aldığınız kömürün nemine lütfen dikkat ediniz.

-         İthal kömürdeki nem miktarı orijinal bazda %10 (maksimum) geçemez.

-         Eğer kalorifer kazanında yılda 60 ton kömür kullanıyorsanız ve satın alacağınız kömür %25 nem içeriyorsa bunun yerine en fazla %10 nem içeren kömür kullanarak kömür tüketimi 50 tona indirebilir, 10 ton nemi evinize taşımamış ve suya boşuna para ödememiş olursunuz.

-         Nemin kalorisinin sıfır olduğunu ve sizi ısıtan kömürün kalorisi olduğunu unutmayınız.

-         Bazı kömürler bünyelerindeki nemi zamanla kaybederken ufalanır ve toz haline dönüşürler. Bu tür kömürleri kesinlikle satın almayınız.

3. KÖMÜR SATIN ALIRKEN TORBALI OLMASINA DİKKAT EDİNİZ

-         Torbalı kömür satın alınız,

-         Torbasız olarak satılan kömürlerin kalitesiz, kalorisi düşük, yandığı zaman asit yağmuru oluşturucu miktarda  kükürt içeren, nemi ve külü  yüksek olduğunu unutmayınız.

-         Açıkta satılan kömürleri satın aldığınız zaman kömür hakkında hiçbir hak iddia edemezsiniz.

-         Torbalı kömür satın alırken içerisinden birkaç torbayı seçiniz ve tarttırınız. Bu   torbaları mutlaka siz seçiniz. Ağırlığının doğru olmasına dikkat ediniz.

-         Açıkta kömür satmak ve satın almak yasaktır.

-         Torbalı olarak satılan kömürlerin analizleri tüketicilere (faturaları olmak şartı ile)  ücretsiz olarak gerçekleştirilecektir.

-         Çevrenizde  torbasız kömür satın alanları lütfen ilinizdeki İl Çevre ve Orman

            Müdürlükleri ile Belediyelere bildiriniz.

-         Torba üzerinde, firmanın adı, kömürün menşei ve cinsi, kömürün orijinal bazda alt ısıl  değeri, kuru bazda toplam kükürt miktarı, orijinal bazda nem miktarı, boyutu, firmanın  adresi ve telefon numarasını gösterir bilgilerin olup, olmadığına mutlaka bakınız.

-         Daha temiz bir hava solumak istiyorsanız lütfen torbalı, kaliteli kömür satın alınız.

-         Torbalı kömür içinde toz çıkarsa derhal satın aldığınız yeri uyarınız ve yenisiyle  değiştiriniz. Pazarlamacı yenisi ile değiştirmiyorsa durumu il Çevre ve Orman  Müdürlüğüne ve Belediyelere bildiriniz.

4. KÖMÜR SATIN ALIRKEN KÜLÜNE DİKKAT EDİNİZ

-         Kömürdeki külün düşük olmasına dikkat ediniz.

-         Kömürdeki kül miktarı ne kadar yüksek ise yanma sonucu oluşan kül miktarı da o   kadar yüksek olur.

-         Isınma amaçlı olarak külü yüksek kömür kullanıldığında soba, kazan ve bacalar daha  sık aralıklarla temizlenmesi gerekmektedir.

-         Kömürdeki kül miktarı arttıkça bacadan atılan partikül miktarı o oranda artar. Bacadan atılan partikül miktarı arttıkça atmosferdeki partikül miktarı da artar. Bacalardan atılan toz emisyonu ciddi hava kirliliğine neden olur.

-         Havada toz konsantrasyonu akciğer enfeksiyonuna, kalp ve akciğer hastası kişilerde semptomların kötüleşmesine ve uzun süreli toz kirliliğe maruz kalınması halinde kalp ve akciğer hastalığına neden olur.

-         Eğer kalorifer kazanınızda yılda 60 ton kömür kullanıyorsanız ve %18 kül içeren kömür yerine %8 kül içeren kömür kullanarak kömür tüketimi 54 tona indirilebilir, 6 ton külü evinize taşımamış, havayı kirletmemiş ve küle boşuna para ödememiş olursunuz.

-         Külün kalorisinin sıfır olduğunu unutmayınız.

-         İthal kömürdeki kül miktarı kuru bazda %14’ü geçemez.

5. KÖMÜR SATIN ALIRKEN BOYUTUNA DİKKAT EDİNİZ

-         Kömür satın alırken boyutuna lütfen dikkat ediniz.

-         Kömür boyutu yerli ve ithal kömürde 18-150 mm. arasında olmalıdır.

-         Kömürün  boyutu  ızgara   aralığında   küçükse  küçük  boyutlu  kömürler ızgara altına düşer.   Böylece  kömür  yanmadan  ızgara  arasından  küllüğe düşmüş olur. Yanmayan   kömüre fazla bedel ödenmiş olur.

-         Stokerli yakma sistemlerinde kömür boyutu 10-18 mm olabilir. Bu boyuttaki kömürler   sadece stokerli yakma sistemlerinde kullanılabilir.

-         Büyük boyutlu kömürler  doğru olarak  işlenmemiş kömürlerdendir.  Bünyesinde fazla  miktarda kükürt, kül ve nem  içeriyor demektir.

-         Büyük boyutlu kömürleri dengeli olarak yakmak mümkün değildir.

-         Satın aldığımız kömürün boyutu çok küçük (toz kömür) çıkarsa yine pazarlamacılardan   gereğini yapmalarını isteyebilirsiniz.

6. KÖMÜR SATIN ALIRKEN KÜKÜRTÜNE DİKKAT EDİNİZ

-         Kükürdü   yüksek   kömürleri  kesinlikle  satın  almayınız.   Kömürdeki kükürt  yandığı zaman kükürt dioksit oluşur.

-         Kükürt dioksit ciddi hava kirliliğine neden olur. Kükürt dioksitli havayı soluduğumuz zaman öksürüğe, göğüs daralmasına ve akciğer hastalığınaneden olur.

-         Kükürt dioksit konsantrasyonu havada belli konsantrasyonun üzerine çıktığında ölümlere neden olur.

-         İthal  kömürde  kükürt  miktarı kuru bazda %0.9 (maksimum) ve yerli kömürde ise yine    kuru bazda ortalama %2’yi geçemez.

-         Kükürt dioksit havada asit yağmuruna neden olur.

-         Asit  yağmuru insanlar,  bitkiler  ve  eşyalar  üzerinde  ciddi  tahribata neden olur.  Asit   yağmuru tarihi binaları ve eserleri tahrip eder.

-         Asit yağmuru ve kükürt dioksit kirliliğini azaltmak istiyorsanız kükürdü düşük, kalorisi  yüksek kömür satın alınız.

7. KÖMÜR SATIN ALIRKEN ŞİŞME İNDEKSİNE DİKKAT EDİNİZ

-         Şişme indeksi yüksek kömürler koklaşmaya uygun kömürlerdir. Bu gibi kömürler ısınma amaçlı olarak kullanıldığı zaman  bünyesindeki uçucu maddeler belli sıcaklıkta  yanmadan serbest hale geçer. Serbest hale geçen uçucu maddeler  bacalara yapışır ve bacanın tıkanmasına neden olur. Bacanın tıkanması ile sobada ve kazanda sık aralıklarla baca tepesi olur. Bu tür kömürler özellikle sobalarda yakıldığı evlerde sık sık ölümler olur.

-         İthal ve yerli kömürde şişme indeksi 1’i  (maksimum) geçemez.

-         Bu tür kömürler yakıldığı bacaların sık sık temizlenmesi gerekmektedir.

-         Şişme indeksi yüksek kömürler ısınma amacı ile kesinlikle kullanılmamalıdır.

8. KÖMÜR SATIN ALIRKEN UÇUCU MADDESİNE DİKKAT EDİNİZ

-         Sobalarda kalorisi yüksek, uçması düşük kömür kullanınız. Sobada kömür yanarken açığa çıkan ısının oda içinde kalması gerekmektedir. Aksi durumda bacada daha fazla ısının kaybolmasına neden olursunuz.

-         Klasik kalorifer kazanlarında ise hem kalorisi hem de uçucusu yüksek kömürleri kullanınız. Uçucusu yüksek kömürler uzun alevli olarak yanar; yanma esnasında oluşan alev su ceketleri ile daha uzun süre temasta kalarak suyun ısınmasına neden olur.

-         İthal kömürde uçucu madde miktarı kuru bazda %12-28 arasında olmalıdır.

9. KÖMÜR SATIN ALIRKEN  DİKKAT EDİLECEK DİĞER HUSUSLAR

-         Kömürün kükürdünün sınır değerinin altında olmasına, kalorisinin ise sınır değerlerini sağlamasına dikkat ediniz.

-         Kömürdeki külün ve nemin sınır değerlerin altında olmasına dikkat ediniz.

-         Külü ve nemi yüksek kömür; kalorisi düşük kömür demektir.

-         Külü ve nemi yüksek kömür; ısınma için kullanılması doğru olmayan kömür demektir.

-         Külü ve nemi yüksek kömürün bedeli çok düşük dahi olsa, pahalı kömür demektir.

-         Eğer kalorifer kazanınızda yılda 100 ton kömür kullanılıyorsanız ve kömürünüz %17 kül ve %27 nem içeriyorsa bunun yerine en fazla %10 kül ve %10 nem içeren kömür satın alarak kömür tüketimini 74 tona indirebilir, 26 ton külü ve nemi evinize taşımamış, havayı kirletmemiş, nem ve küle boşuna para ödememiş olursunuz.

-         İhtiyacınız oldukça kömür satın alınız. Evinizi kömür deposu haline getirmeyiniz.


SERA ETKİSİ VE KÜRESEL ISINMA

Dünya atmosferi çeşitli gazlardan oluşur. Ayrıca küçük miktarlarda bazı asal gazlar bulunmaktadır. Güneşten gelen ışınlar (ısı ışınları/kısa dalgalı ışınlar), atmosferi geçerek yeryüzünü ısıtır. Atmosferdeki gazlar yeryüzündeki ısının bir kısmını tutar ve yeryüzünün ısı kaybına engel olurlar. (CO2, havada en çok ısı tutma özelliği olan gazdır.)

 Atmosferin, ışığı geçirme ve ısıyı tutma özelliği vardır. Atmosferin ısıyı tutma yeteneği sayesinde suların sıcaklığı dengede kalır. Böylece nehirlerin ve okyanusların donması engellenmiş olur. Bu şekilde oluşan, atmosferin ısıtma ve yalıtma etkisine sera etkisi denir. Dünya atmosferi cam seralara benzer bir özellik gösterir.

Son yıllarda atmosferdeki CO2 miktarı hava kirlenmesine bağlı olarak hızla artmaktadır. Metan, ozon ve kloroflorokarbon (CFC) gibi sera gazları çeşitli insan aktiviteleri ile atmosfere katılmaktadır. Bu gazların tamamının ısı tutma özelliği vardır.

 CO2 ve ısıyı tutan diğer gazların miktarındaki artış, atmosferin ısısının yükselmesine sebep olmaktadır. Bu da küresel ısınma olarak ifade edilir. Bu durumun, buzulların erimesi ve okyanusların yükselmesi gibi ciddi sonuçlar doğuracak iklim değişmelerine yol açmasından endişe edilmektedir.

İnsanların çeşitli faaliyetlerinin küresel ısınmaya katkısı şöyledir:

  • Enerji kullanımı %49,
  • Endüstrileşme %24,
  • Ormansızlaşma %14,
  • Tarım %13'tür.

ÜYE GİRİŞİ